telif hakları

Telif Hakları

Telif hakları konusunda fikri mülkiyet; ilim ve edebiyat, müzik güzel sanat ve sinema olmak üzere dört ana kategoriden teşekkül eden fikir ve sanat eserleri telif hakları (copyrights) ile patent, marka ve tasarım gibi sinai mülkiyet haklarını kapsayan bir üst kavramdır. Fikri mülkiyet; İngilizcedeki “intellectual property” ve Fransızcadaki “propriete intellectuelle” terimleri için Türkçede bazen “fikri mülkiyet”, bazen de “fikri ve sinai mülkiyet” ya da “fikri, sinai ve ticari mülkiyet” karşılıkları kullanılmaktadır. Bunların anlam ve kapsamları aynıdır.

1883 tarihli “sinai mülkiyetin” korunmasına mahsus Paris Sözleşmesi ile 1886 tarihli “edebi ve artistik eserlerin” korunmasına dair Bern Sözleşmesinde fikri ve sinai mülkiyet terimi tercih edilmiş. Fikri mülkiyet, fikir ve sanat eserlerini; sınai mülkiyet ise patentler, markalar, ticaret unvanları ile diğer ad ve işaretleri içerdiği görüşü önemini kaybetmiştir. Çünkü sadece fikir ve sanat eserlerinde değil, patentler, faydalı modeller endüstriyel tasarımlarda da fikri ürün söz konusudur, bunlar da fikrin, yaratıcı faaliyetin sonuçlarıdır. Diğer yandan, fikir ve sanat eserleri alanı da sanayileşmiş, bu eserler de sınai mahiyet kazanmışlardır.

Telif Hakları Tanımı

Çeşitli kaynaklarda telif hakları terimi yerine, “eser sahibi hakları” ya da “yazar hakkı” terimleri kullanılmaktadır. “Yazar hakkı, telif hakkı; bir düşünsel yapıt yaratan kişinin, o yapıt dolayısıyla sahip olduğu hak” olarak tanımlanmaktadır 8 . Başka bir kaynakta ise “ bir kimsenin kendi el ürünü veya çevirdiği eser üzerindeki hakkı, Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa göre himaye olunan mutlak hak niteliğindeki bir manevi haktır ” şeklinde ifade edilmektedir.

Kitaplar ve diğer yazı türleri, müzik besteleri, resimler, bilgisayar programları ve filmler gibi fikir ve sanat eserlerinin yazar hakları, yazarın ölümünden sonra en az 50 yıllık bir dönem için, telif hakları ile korunur. Ayrıca, bağlantılı haklar olarak bilinen; aktörler, şarkıcılar, müzisyenler vb. gibi icracıların hakları ve fonogram yapımcıları, radyo televizyon kuruluşları da telif hakkı ile korunur. Telif hakları ve bağlantı haklarının korunmasının başlıca sosyal amacı, yaratıcı bir çalışmayı ödüllendirmek ve cesaretlendirmektir.

Telif Hakkı Tarihi Gelişimi

Dünyadaki Telif Hakları Gelişmeleri

Fikir ve sanat eserleri insanlık tarihi kadar eski olmasına rağmen, bunlar üzerindeki hakların sahiplerine tanınması ve bu alanın kanunlarla düzenlenmesi ancak Fransız ihtilalinden sonra mümkün olabilmiştir. Gelişme daha ziyade edebi eserlerde gerçekleşmiştir. Onun için, fikir ve sanat eserleri hukuku tarihi, bir bakıma yazarlar hukuku ve eser üzerindeki hakkın niteliğini açıklayan teorilerin tarihidir denilebilir.

Bu genel açıklamadan sonra, telif hakkının tarihçesi dönemler halinde daha ayrıntılı şekilde ele alınacaktır.

İlk ve Ortaçağlardaki Gelişmeler

İlk ve Orta Çağlarda eser sahibinin eseri üzerindeki hakkının korunması ile ilgili güvenilir bir kaynağa rastlamak mümkün değildir. Fikri haklar kavramı açısından ortaçağın başları da karanlık bir dönemdir. Bu dönemde de fikri hak kavramı kabul edilmemişti. Yazılı metinlerin hatasız ve değiştirilmeden kopya edilmesi serbestti. Eser sahibinin bu konuda bir itiraz hakkı yoktu. Zira eserin çoğaltılması yoluyla eser sahibinin isminin duyulacağı ve şöhret kazanacağı düşüncesi hakimdi. Bu elle çoğaltma işi daha çok manastırlarda, din adamları tarafından herhangi bir kazanç amacı güdülmeden yapılmakta idi. Bu nedenle eser sahibini mali bir hakkı olabileceği de düşünülmemektedir.

İmtiyazlar Dönemi

Ortaçağın sonlarıyla Yeniçağda imtiyazlar dönemi başlamıştır. İlkel de olsa baskı tekniklerinin (taşbaskı, tahtabaskı, bakırbaskı) bulunması ile birlikte mekanik çoğaltma ve kamuya arz etme kavramları ortaya çıkmıştır. Bu alanda en önemli gelişme matbaanın icadı ve Guthenberg’in kalfa ve çıraklarının, onun ölümünden sonra, Avrupa’ya dağılıp icadı yaymaları ve böylece çoğaltma ve kamuya arz etmenin büyük boyut kazanıp, fikri ürünün ekonomik değere kavuşmasıdır. Ancak gelişme yazarlara değil, yayınevi sahiplerine yaramıştır. Şöyle ki, eserlerin basılıp (çoğaltılıp) satılması hakkı, yörenin hakimi tarafından bazı kişi ve kuruluşlara imtiyaz olarak verilmeye başlanmıştır. İmtiyaz ile gerçek bir tekel doğuyor, eserleri imtiyazı alandan başkası basamıyordu. Bir eserin imtiyazını bir kuruluş almışsa, başka bir imtiyaz sahibi o eseri çoğaltamıyordu. İmtiyazı alanın bir de denetleme hakkı vardı. Şöyle ki, feodal hakimin, kralın ve kilisenin aleyhine olan veya böyle sayılan eserler basılamıyordu. Yani, imtiyazlar bir yeni kavramı, sansürü de birlikte getirmiştir.

Telif hakları kavramının ortaya çıkışı ise matbaanın Almanya’dan İngiltere’ye getirilmesinden sonra olmuştur. 1476 yılında William Caxton İngiltere’ye matbaayı getirmesinden sonra, kitap basımında devrim oldu. Kitaplar çok sayıda kolayca çoğaltılabildi.

1789 Fransız İhtilali telif hakları tarihinde önemli bir etkiye neden olmuştur. İhtilal, loncaları ve imtiyazları ortadan kaldırarak eser sahibini tamamen korumasız bırakmıştır. 1791’de eser sahibinin eseri üzerinde mülkiyet hakkı olduğu kabul edilmiştir. Böylelikle fikri mülkiyet dönemi başlamıştır. Eser sahibine hayatı boyunca ve ölümünden itibaren de10 yıl süre ile koruma tanınmıştır. 10 yıl sonra eser kamunun malı olacaktı.

Kanun Yolu ile Düzenleme Dönemi

19.yüzyılda ise telif hakları konusundaki kanunlaşma hareketleri yaygınlaşmaya başlamış ve eser sahibine milli sınırlar içinde korumalar sağlamıştır. Eser sahibi haklarını tanıyan, yani hakkı yayınevinden asıl sahibine iade eden ilk düzenleme 1709 tarihli Kraliçe Anne Kanunu olarak da bilinen İngiliz Kanunu’dur. Bunu 1791 tarihli Fransız Kanunu izlemiştir. Benzer gelişmeyi Almanya, İsviçre, ve diğer Avrupa ülkeleri yaşamıştır.

Ulusal ve ikili anlaşmaların yeterli olmamasından dolayı uluslararası anlaşmalar ortaya çıkmıştır.

Uluslararası Sözleşmeler

Yukarıda bahsedildiği gibi bilimsel ve teknolojik gelişmeler fikir eserlerinin milli sınırlar dışına çıkmasına neden olmuştur. Milli kanunlar yalnızca ülkede yayınlanmış bulunan eserleri korudukları için yabancı yayınlanmış eserlerinde korunması zorunluluğu hissedilmiştir. Ancak bu şekilde eser sahiplerinin gerçek korumaya kavuşabileceği düşünülmüştür. İlk önceleri ülkeler kendi aralarında yaptıkları ikili anlaşmalarla konuyu düzenleme yolunu tercih etmişlerdir. Genellikle aralarında kültür farkı bulunmayan ülkeler bu yolda başarı göstermiştir. Örneğin, İngiltere ve Fransa yaptıkları karşılıkla anlaşmalarla kendi vatandaşlarının fikri haklarını güvenlik altına almışlardır.

Bu sözleşmeler:

  • Bern Sözleşmesi
  • Evrensel Telif Hakları sözleşmesi
  • Roma Sözleşmesi
  • Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları Anlaşması (TRIPS)
  • WIPO Telif Hakları Anlaşması
  • Avrupa Birliğinde Fikri Haklar

Türkiye’de Teklif Hakları Gelişmeleri

Osmanlı İmparatorluğu döneminde bir esnaf örgütü olan loncalar, toplum hayatında önemli rol oynamışlardır. Ancak bu örgüt tam anlamı ile bir esnaf örgütü hüviyetini korumuştur. Ne yazar ne de yayınevi loncasına tarihimizde rastlanmamıştır. Ayrıca azınlıklar dışında kurulan birkaç matbaa dışında ilk Türk Matbaasının Batıdan aşağı yukarı 300 yıl sonra, 1727’de kurulması, Osmanlı’da fikri hukukla ilgili düzenlemelerin oldukça geç ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Matbaanın kurulmasından sonra İbrahim Müteferrika’ya verilen izni bir imtiyazdan çok günah sayılan kitap basma yasağını istisnaen kaldırılan bir müsaade olarak nitelemek gerekir. Çünkü, izin Müteferrika İbrahim Ağa’nın kişiliğine duyulan güven ve takdir duygularının karşılığı olan bir ödüllendirmeydi.

Osmanlı döneminde telif haklarına yönelik ilk düzenlemenin, Dar’ul Fünun’da okutulacak kitapların yazılması ve çevirilerin yapılmasında olan Danışma Kurulu’na ait 1850 tarihli Encümen-i Daniş Nizamnamesi isimli tüzük olduğu görülmektedir. Bu tüzükte, kurul kararıyla eser sahibine telif hakkının verileceği ifade edilmiştir.

Cumhuriyet döneminde, 1923 yılında imzalanan Lozan Anlaşmasına ekli Ticaret Sözleşmesinin 3. faslındaki 14. ve 15. maddeler, Türkiye’nin sınai, edebi ve artistik mülkiyetin korunmasıyla ilgili milletlerarası anlaşmalara 12 ay içinde katılmasını öngörmüştür.

Lozan Anlaşmasından sonra 1929 tarihinde Fransa ve 1930 tarihinde Almanya ile akdedilen ticaret sözleşmelerinde Türkiye sadece bu iki devlete karşılıklı olarak Bern Sözleşmesinin 1914 tarihli şeklini uygulamayı kabul etmiş ve bu devletler ilk iki yıl için Bern Sözleşmesinin tercümeye ait hükümlerinin uygulanmasından vazgeçmişler, ayrıca Almanya izin istemek şartıyla kendi eserlerinin bedelsiz tercüme edilebileceğini bildirmiştir.

Eser ve Eser Sahibinin Hakları

Telif hakkının dünya ve Türkiye’deki tarihi gelişimden söz ettikten sonra, Türk Fikir ve Sanat eserlerinin temelini oluşturan eser sahibi ve eser sahibinin haklarına değinilecektir.

Eser Kavramı

FSEK m.1/B’ye göre eser; sahibinin hususiyetini taşıyan ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar, sinema eserleri olarak sayılan her nevi fikir ve sanat mahsulleridir. Bir fikir ve sanat eserinin FSEK anlamında eser olarak kabul edilebilmesi, yani korunabilmesi için;

  • Sahibinin hususiyetini taşıması,
  • Sahibinin hususiyetini yansıtacak düzeyde şekillenmiş olması,
  • FSEK’de öngörülen eser türlerinden birinin içine girmesi ve
  • Çabanın ürünü olması gerekir.

Doktrinde ise bir fikir ürününün eser sayılabilmesi için çeşitli görüşler ortaya atılmıştır. Bu görüşleri, objektif ve subjektif olmak üzere iki unsur içerisinde değerlendirilebilir.

Objektif Unsur

ktif unsura göre fikir ürününün iktisaden değerlendirmeye elverişli olması, yani kamuya sunularak veya uygulanarak faydalı olma imkanının bulunması gerekir. Bunun içinde fikri ürünün somutlaşmış olması gerekmektedir.

Subjektif Unsur

Subjektif unsura göre ise, ancak sahibinin özelliğini taşıyan fikri ürünler eser niteliği kazanabilir. Sahibinin özelliğini taşıyor olmak, bir fikir ve sanat ürününe eser niteliği tanıyabilmek için yegane şarttır. Subjektif unsurda sahibinin özelliği yani hususiyet söz konusudur.

Şunu da belirtmek gerekir ki, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’na göre korunan eser sahibi değil, eserdir. Bu sebeple, hukuka aykırı faaliyet, esere değil de eser sahibinin kişiliğine yönelikse FSEK hükümleri uygulanmayacaktır; eser sahibi genel hükümler uyarınca hakkını koruyabilecektir.

Eser Türleri

Eser türlerini sınıflandırmada çeşitli kriterlerden yararlanılabilir. İfade aracı, ifade şekli yahut konu böyle bir sınıflandırmada esas alınabilir. Eserlerin yararlanma şekillerine göre sınıflandırılması da mümkündür. Bazı eserler seyredilmek, bazıları okunmak, bir kısmı da dinlenmek için meydana getirilmişler. Örneğin bilim ve edebiyat eserleri kategorisi içinde dil ve dans gibi ifade aracı, bilimsel ve teknik olmak gibi içerikle ilişkin nitelikler; musiki eserler kategorisi içinde ifade şekli; güzel sanat eserleri kategorisi içinde ifade aracı ile estetik nitelik; sinema eserleri kategorisi içinde içerik ve ifade aracı gibi kriterlerden yararlanılmaktadır. İşlenmelerin ayırt edici özelliği ise, diğer bir eserden yararlanılarak meydana getirilmiş olmalarıdır.

  • İlim ve Edebiyat Eserleri
  • Musiki Eserler
  • Güzel sanat eserleri
  • Sinema Eserleri
  • İşlenmeler ve Derlemeler

Eser Sahibi

Eser sahibi eserin yaratıcısı, esere özelliğini yansıtan kişidir. Bu kişi insanlığın ortak kültür varlığına katkıda bulunmuştur. Katkısına karşılık olarak eserden mali ve manevi bakımdan yararlanmak yalnız onun ayrıcalığı olmalıdır.

Bir işlenmenin ya da derlemenin sahibi, asıl eser sahibinin hakları mahfuz kalmak şartıyla onu işleyendir. Sinema eserlerinde, yönetmen, özgün müzik bestecisi, senaryo yazarı ve diyalog yazarı, eserin birlikte sahibidirler. Canlandırma tekniğiyle, yapılmış sinema eserlerinde, animatör de eserin birlikte sahipleri arasındadır.

Eser Sahibin Manevi Hakları

En geniş anlamı ile eser sahibinin hakları, meydana getirilmiş eserin ekonomik açıdan sömürülmesini, çoğaltılmasını, dağıtımını, kullanılmasını ve bizzat eserin bütünlüğünün korunması ile ilgili hukuk kurallarını kapsar. Fikir ve sanat eserlerini meydana getiren kimseler, meydana getirdikleri ve sahibi bulundukları bu eserler üzerinde hak ve yetki sahibidirler. Bu hak ve yetkiler sınırlı ve mutlak niteliktedir.

Bu hak fikir ve sanat eserinin meydana getirilmesiyle doğar. Diğer fikri hak mevzuu olan ihtira markalardan farklı olarak, bir bekleme dönemi veya tescil işleminin yerine getirilmesine, bu hakkın doğumu için gerek yoktur.

ikir ve sanat eserleri üzerinde eser sahibinin bir takım hak ve yetkilere sahip olabilmesi ve bunları üçüncü şahıslara karşı ileri sürebilmesi için, bu hakların konusu olan fikrin bir madde biçiminde ortaya çıkması (cisimleşmesi) gereklidir.

Eser Sahibinin Mali Hakları

Mali haklar, eserden, ekonomik olarak yararlanma ve bunun şeklini tayin etme imkanının münhasıran sahibine veren ve ona eserden üçüncü kişilerin bu tarzda faydalanmalarına engel olan yetkilerini bahşeden mutlak haklardır. Eserden ekonomik yarar sağlanabilmesi için eserin ekonomik yönden değerlendirilmesi gerekir. Eser sahibi eserin çoğaltılarak, temsil ettirerek, yayımlayarak, işlettirerek, seslendirerek, umuma ileterek ondan ekonomik fayda sağlayabilir. Bu işlemlerin yapılabilmesi için üçüncü kişilere gerek duyulabilir. Böylelikle eser sahibi ile üçüncü kişiler arasında, çeşitli mali hakların kısmen veya tamamen devri, kiralanması, kamuya ödünç verilmesi, lisans hakları tanınması gibi ilişkiler doğar. Ayrıca, mali haklar, hacze, rehine, hapis hakkına konu olabilir.

Eser Üzerindeki Telif Hakları Koruma Süreleri

Fikir ve sanat eserleri üzerindeki hakların doğuşu ile bunların fikri hukuk tarafından korunmaya başlanmaları ayırım yapılmalıdır. Önce de belirttiğimiz gibi, eser sahipliği statüsünün ve ona bağlı fikri hakların doğumu için sadece bir fikir ve sanat serinin yaratılmış olması yeterlidir. Eserin herhangi bir makama tevdiine, tesciline yahut ruhsat alınmasına gerek yoktur. Halbuki telif haklarının fikri hukuk tarafından korunabilmesi ancak eserin aleniyet ve yayımından sonra mümkündür. Henüz aleniyet kazanmamış bir fikir ve sanat ürünü, eser sahibinin kişisel gizlilik çevresini aşmamıştır.

Bu yazı Mehmet Sert’in Elektronik Belgeler ve Telif Hakları isimli  Marmara Üniversitesi Yüksek Lisans Tezinden alınmıştır.

Bu yazımızdan keyif aldıysan SinePlus Akademi yeni dönem Film Analizi Kurslarına katılabilir, filmleri izlemenin ötesine geçip onları okuyabilirsin.

Bilgi ve Kayıt için: Tıkla…

Etiketler: , , ,


sineplus

BURASI MUTLU YÜZLER AKADEMİSİ; EN İYİSİNİ YAPANLAR MERKEZİ...

Bir Cevap Yazın

Fulya Mah. Ortaklar Cad. Güneş Apt. No:12 D:7 Mecidiyeköy
0212 920 00 66 | 0507 089 85 84 | info@sineplusakademi.com

Sitemizde 128 bit güvenlik ve iyzico altyapısıyla güvenle alışveriş yapabilirsiniz.
Her Hakkı Saklıdır © 2017 - SinePlus Prodüksiyon ve Eğitim Hizm. Tic. Ltd. Şti.-Sevgi ve Gözyaşıyla Üretildi.