tarkovski ve felsefe

Tarkovski ve Felsefe

Tarkovski ve felsefe konusuna girişte sinemanın, hem sanatlar arası hem de disiplinler arası bir alanda konumlandığını söylemek gerekir. İçinde müziği, resimsel güzelliği, devinimi vb barındıran ama bunların hepsinden farklı bir sanat dalı olan sinema; aynı zamanda toplumbilimin, psikolojinin, eğitimin, felsefenin ve ideolojinin de ilgisini çekmiş, daha doğrusu sinema bu alanlarla bir biçimde harmanlanmıştır. Bu bağlamda Tarkovski’nin sanatının ve düşüncelerinin felsefi yönüne dikkat çekeceğiz.

Genellikle uzmanlaşmış, kendi dar alanına kilitlenmiş, bölünmüş disiplinlerin egemen olduğu çağımızda, disiplinler arası yaklaşım, yaşama gerçek değerini verebilme ve yaşamı anlamlandırabilme sürecinde ne kadar da gereklidir?

Tarkovski’nin Yaşamı ve Sanatı

Andrey Tarkovski (1932-1986) sanata oldukça yakın entelektüel bir ailede yetişir. Babası Arseniy Tarkovski, ünlü bir Rus şairidir.

Ünlü yönetmen Mikhail Romm’un öğrencisi olarak Moskova Devlet ve Sinema Enstitüsü’nden mezun olur. Aynı yıl çevirdiği ilk kısa filmle (Yol Silindiri ve Keman) ödül alır. Sanatçının hepsi de bol ödüllü toplam 7 uzun metrajlı filmi vardır. 1962’de çevirdiği ilk filmi İvan’ın Çocukluğu’nda savaş ve şiddetle yüz yüze gelip kendisini mücadelenin içinde bulan İvan’ın öyküsünü anlatır. 1966’da hakkında hemen hemen hiçbir şey bilinmeyen Rus Ortaçağının büyük ikon ressamı Andrey Rublev’in yaşamını çeker. 1972’de Solaris’ten sonra 1974’te gerçekleştirdiği Ayna, bütünüyle özyaşamsal ve kişiseldir. Plakhov’un deyişiyle yaratıcının kendi anıları, annesinin ve diğer aile üyelerinin yazgılarıyla kendisini ulusal tarihin bir parçası olarak kavrayışıyla doğrudan bağlantılı olan Ayna; düş ve gerçeğin iç içe geçtiği, içine girilmesi kolay olmayan, bir duygu ve imge zenginliği taşıyan dikkate değer yapımlardan biridir.

Tarkovski 1979’da Stalker’i, 1982’de İtalya’da Nostalghia’yı ve son olarak 1986’da İsveç’te Kurban’ı çeker. Filmlerinin dışında Rusya’da tiyatro oyunları ve Londra’da opera da sahneye koyar. Tarkovski, prestroykayı görmeden 1986’da ölür.

Tarkovski ve Felsefe

Olayları kendi açısından sunabilmeyi, yani bir tür filozof olmayı başardığında yönetmen gerçek bir sanatçı, sinematografi de film sanatı sayılır diyen Tarkovski’ye göre yönetmen, ancak en dar anlamıyla bir filozoftur. Felsefe gerçeği, insan aklının sınırlarını, insan eyleminin ve insan varlığının anlamının sınırlarını belirleyerek arar. Bir filozof, insan varlığının ve eyleminin son derece anlamsız olduğu sonucuna varsa bile bu, gerçekliğini yitirmez.

Tarkovski ve felsefe konusunda Tarkovski’nin günlüklerinde felsefi düzeyde olan şu tartışmalara rastlanır:

Gerçek ne? Gerçek kavram mı? İnsani bir şey olmalı, aynı insan gibi eşi olmayan, mutlak değerler içinde insanüstü belki. İnsanın ne olduğu ile kozmos arasındaki bağ kavranamayacak durumdadır. Aynı şey gerçek için de geçerlidir. Ruhun mükemmelliğini arzulamayan hiçbir insan değerli değildir. Ardında yatanı kavramayacak durumda olan insan için bilinmeyen Tanrı’dır. Ahlaki anlamda Tanrı sevgidir. İnsanın diğer insanlara acı vermeden yaşayabilmesi için bir ideali olmalı, manevi ve ahlaki bir ideali. İyi insan ahlak içindedir. Toplumsal ahlak değerleri ise bize dışarıdan öğretilendir. İnsanın içinde iyi ahlakın olmadığı yerde toplumsal ahlak değerleri çürümeye, iflas etmeye ve yok olmaya yüz tutar. İyi ahlakın olduğu yerde ise dış yaptırıma hiç gerek yoktur.

İnsanlar arasında birlik, ancak “dava” etik bir ilkeye dayanırsa sağlanabilir. Bu nedenle emek asla yüce bir değer olamaz. Dünyanın üzerinde durduğu üç kaide olan din, felsefe ve sanat insan tarafından sonsuzluk simgesel olarak sonsuzluk düşüncesini gösteren kurumlar olarak geliştirilmiştir. Çocuklara aşılanacak en önemli şeyler erdem ve onurdur. İnsan, karşıt karakteristik özelliklerle donatılmıştır.

İnsanlar değerine hükmedecek güçte değildir. Onlar yalnızca mahvederler. Ve materyalizm gayet yalın ve ahlaksızca bu mahvoluşu tamamlayacak.

Sonuç:

Kısaca özetlemek gerekirse, Tarkovski, çok sık olarak ruhsal/tinsel/manevi olan üzerine vurgu yapıyor, yaşamda diyalektiği kabul ettiği halde materyalizme karşı olumsuz görüşünü açıklar. İnsanın yokoluşa doğru gittiğine üzülen Tarkovski, buna yol açan Batı’cı anlamdaki ussallığa da eleştirilerini yöneltir. Ruhun mükemmelliğinden, mutlak özgürlükten, inanç ve sevmenin öneminden söz eder, topluma karşı bireyi savunur. İnsanın sonsuzluğa ve ölümsüzlüğe inandığını söyler. Ona göre yaşamda her şey bilinmezdir, bu yüzden de her bilgiyi kabul etmez. Tarkovski, sanatta da uyumdan söz eder ve sanatın insanın tinsel boşluğunu doldurarak insanın manen boğulmasını engellediğini ileri sürer.

Tarkovski, bürokratik-sosyalist bir düzende yaşarken ve buna yönelik muhalif sanatçı kimliğini oluştururken, yazılarında açıkça felsefi anlamda “idealist” olduğunu söylemiştir. Ancak günlükleri ve filmlerinden çıkardığımız tüm bilgiler, bize Tarkovski’nin idealist olduğunu, “nesnel idealizm” den yana olduğunu göstermektedir.

Bu bağlamda ne Tarkovski’yi felsefi görüşlerinden soyutlayarak anlayabiliriz, ne de Tarkovski ve felsefe konusunda filmlerini felsefenin dışında “okuyabiliriz”.

Bu yazıyı 25. Kare Dergisi 13. Sayısında S. Ruken Öztürk kaleme almıştır.

Bu yazımızdan keyif aldıysan SinePlus Akademi yeni dönem Film Analizi Kurslarına katılabilir, filmleri izlemenin ötesine geçip onları okuyabilirsin.

Bilgi ve Kayıt için: Tıkla…

Etiketler: ,


sineplus

BURASI MUTLU YÜZLER AKADEMİSİ; EN İYİSİNİ YAPANLAR MERKEZİ...

Bir Cevap Yazın

Fulya Mah. Ortaklar Cad. Güneş Apt. No:12 D:7 Mecidiyeköy
0212 920 00 66 | 0507 089 85 84 | info@sineplusakademi.com

Sitemizde 128 bit güvenlik ve iyzico altyapısıyla güvenle alışveriş yapabilirsiniz.
Her Hakkı Saklıdır © 2017 - SinePlus Prodüksiyon ve Eğitim Hizm. Tic. Ltd. Şti.-Sevgi ve Gözyaşıyla Üretildi.