zeki demirkubuz sineması

Zeki Demirkubuz Sineması

Zeki Demirkubuz sineması başlangıç noktası olarak ünlü yönetmen sinemaya, 1986 yılında, Zeki Ökten’in “Ses” filminde asistanlık yaparak başladı. İlk filmi “C-Blok”u 1994 yılında çekti. C Blok, kopuk kopuk gibi gözüken ancak kendi için sıkı bir tutarlılığa sahip bir hikaye anlatıyordu. Film evlenerek sınıf atlayan Tülay’ın (Serap Aksoy) apartman blokları arasına sıkışmış iç dünyasını, ve genç Halet’le (Fikret Kuşkan) olan ilişkisini anlatıyordu.

Zeki Demirkubuz Sineması

Zeki Demirkubuz, filmde asıl kahramanın apartman blokları olduğunu söylüyordu. Eleştirmenler ise, C Blok’un kurgusunu ve film atmosferini Antonioni filmlerine benzetmişlerdir. Ancak C Blok’taki hikaye anlatım yöntemiyle, Zeki Demirkubuz’un diğer filmlerdeki hikaye anlatım yöntemleri çok farklıdır.

C Blok

Zeki Demirkubuz sineması, Demirkubuz’un zaman zaman düşle gerçek arasındaki sınırları zorladığı C Blok’ta kadın kahramanın fantezileriyle birlikte, kadınlarla erkekler arasındaki o çok bilindik hikayeler de anlatılıyordu. Filmin özelliği; kurgusundaki parçalanmışlık ve zaman-mekan ilişkisinin, seyirci tarafından filmin sonunda birleştirilmesiydi. Yönetmen, istediği duyguyu mantık sınırlarını zorlamaya gerek kalmadan seyirciye ulaş­tırıyordu. ‘C-Blok’, bu anlamıyla başarılı bir film olmuştu.

Demirkubuz, filmin çekim serüvenini anlatırken, elinde yedi sekiz sayfalık bir metin’ olduğunu, asıl senaryonun, planlar çekilmeden bir gün önce yazıldığını, oyuncuların da ne oynayacaklarından sette haberdar olduğunu söylüyordu.

Sinema tarihinde bu tip yöntemlerle çalışan yönetmenler olduğu bilinir, ancak, ilk filmini çeken biri için böyle bir çalışma yöntemi aynı zamanda büyük risk almak anlamına geliyor.

Zeki Demirkubuz sineması konusunda ‘C-Blok’un sekansları arasındaki kopukluğun, hikayedeki parçalanmışlığın nedenlerinden biri de bu olabilir. Diğer filmlerinde Demirkubuz, daha sağlam senaryolarla ‘çalışmaya başladığından, anlattığı hikayelerin daha sağlam ilişkiler üzerinden yürüdüğünü göreceğiz.

‘C-Blok’ aynı zamanda yönetmenin daha sonra gerçekleştireceği filmlerindeki ana temaların resmi geçidi gibidir. Kadınla erkek arasındaki iktidar ilişkisi toplumun geneline yayılan iktidar ilişkilerinin benzeridir, ancak bu filmlerde doğrudan politik bir söylem de yoktur. Demirkubuz, bu iktidar ilişkisini anlatırken, ‘C-Blok’da olaylara dışarıdan bakan biri gibidir, seyirciye geçen duygu karmaşası aynı zamanda hikayedeki parçalanmışlıkla paraleldir.

Aşk ve cinsellik içinde yoğun bir şiddet barındırır, ilişkilerde bunun ortaya çıkmaya başlamasıyla birlikte, ilişkilerin niteliği de yapaylıktan “gerçek” boyutlarına ulaşır. Yani, birbirini tüketme ve yeniden, yeniden üretme aşamasına gelir ilişkiler. Bütün bu yanlarıyla, ‘C-Blok’, Demirkubuz’un en saf, ucu açık ve farklı okumalara izin veren filmidir.

Ağacın Altındaki Adam

1997 yılında gösterime giren ‘Masumiyet’le, Zeki Demirkubuz başına bela olacak bir film yapmıştı.

‘Masumiyet’, dönemin popüler filmlerinin seyirci sayısına ulaşmadı ama hikayesiyle, oyunculuğuyla, mekanların seyirciler üzerinde bıraktığı etkiyle uzun süre konuşuldu. işin kötü yanı, o saatten sonra, Demirkubuz’un çektiği her film, kendi hikayesiyle, oyunculuğuyla, yönetimiyle değil, Masumiyet’le kıyaslanacaktı.

Masumiyet

‘Masumiyet’in hikayesi, ‘C-Blok’unki gibi bildik bir hikayeydi. Pavyonlarda şarkı söyleyen bir kadın ve onun arkasında bıraktığı erkekler… Ancak, hikaye büyük açıklarla devam ediyordu. Hapishaneden çıktıktan sonra, nereye gittiği belli olmayan Yusuf (Güven Kıraç), şuursuzca, aşık olduğu Uğur’un (Derya Alabora) peşinde dolaşan Bekir (Haluk Bilginer) ve konuşmayan küçük kızın hikayesi, bir ağaç altında netlik kazanıyordu.

Yönetmen, bildik melodram kalıplarını ters yüz ederek hikayenin boşluklarını ağaç altındaki bir sahnede çözüme kavuşturur. Bu sahnedeki Haluk Bilginer’in oyunculuğu seyirciyi hipnotize eder, anlatılan hikaye, tutkulu bir aşkın ötesindedir; bir başkasına aşık olduğunu bile bile bir kadına kendini adamaktır. Ve daha filmin ortasında, seyirci, baş rolü oynayan oyuncunun ölümüyle afallar. Demirkubuz. filmdeki karakterlerle seyirci arasında yoğun bir katharsis yaşatırken, bir yandan da Yeşilçam’ın klişelerini ters yüz etmiştir.

‘Masumiyet’in son derece sert bir mizacı vardı, kadın. erkek ilişkilerindeki şefkati ve şiddeti dolaysız bir şekilde açığa vurması, insanların, bırakın bir başkasıyla konuşmayı, kendi kendine bile itiraf edemeyeceği gerçekleri sert bir şekilde izleyicinin önüne koyması, onu bir “mit” haline getirdi. Ancak bu “mit”in bir başka yüzü daha var; ‘Masumiyet’, ‘C-Blok’un aksine seyirciyle doğrudan duygusal bir bağ kurdu. Bu bağda hikaye anlatma biçimindeki “yerlilik” fazlasıyla etkili oldu. ‘C-Blok’un soğuk, mistik, gizemli atmosferi, Masumiyet’le seyircinin geçmişiyle ilişkilendirebileceği mekanlara dönüşmüştü. ‘C-Blok’un, kararsız, özgürlüğünü arayan, ikircikli kadını Tülay’ın yerini, inatçı, iktidar sahibi ve tuttuğunu koparan Uğur almıştı. Seyirci hem, Uğur’la, hem Bekir’le, hem de ne yapacağını bilemeyen Yusuf’la duygusal bir bağ kurarak, kendilerini onların yerinde düşünmeye başladı. Başka bir deyişle, iyi ile kötü arasındaki sınır öylesine ince bir çizgiydi ki, neredeyse herkesin yaptığı kötülük için geçerli bir gerekçesi vardı.

Ve, ‘Masumiyet’, hikayesindeki bütün risklerin üstesinden gelirken, seyircinin hikayeye doğrudan katılmasını istiyor, bunun karşılığını da alıyordu.

Raskolnikov’un Sureti

Dostayevski’nin ‘Raskolnikov’u, Demirkubuz’un ‘Üçüncü Sayfa’sında (1999) İsa’nın (Ruhi Sarı) suretinde canlanır. Para için, yaşlı, tefeci kadını öldüren ‘Raskolnikov’un yerini bu defa, kirasını ödeyemediği için ev sahibini öldüren genç figüran alır.

Zeki Demirkubuz sineması konusunda Demirkubuz’un diğer filmlerinde olduğu gibi kameranın takip ettiği genç bir anti-kahramandır ve yaratılan karakter, neredeyse Dostoyevski ve onun yarattığı kahraman gibi sara krizlerine benzer nöbetler yaşayarak, ne işlediği cinayetin ayrıntılarını hatırlar, ne de kendisi için kurulan tuzağın farkına varır. Suç ve ceza ilişkisinin önemi, filmin sonunda ortaya çıkar ve genç figüran kendi cezasını kendisi verir.

Üçüncü Sayfa

‘Üçüncü Sayfa’, ‘C·Blok’ ve ‘Masumiyet’e oranla daha sağlam bir hikayeye sahiptir. Yalnız, figüranların ve diğer oyuncu adaylarının film setinde kendilerin; anlattığı sahne, filmin bütününden kopuk gibi gözükür. Esasında bu sahne, ‘Üçüncü Sayfa’yı izleyen seyirciye nasıl bir filmle karşı karşıya olduğuna dair önemli bir ipucu verir. Hikaye, ucuz bir televizyon dizisinde işlenecek kadar basit, bir edebi eserdeki karakterlerin derinliğine ulaştıracak kadar da psikolojik bir alt yapıya sahiptir. O yüzden, karakterimizin kimliği hakkındaki ipuçlarını kendisini yönetmene anlattığı sahnede buluruz. Bu arada, yönetmen rolünde, figüranlara sorular yönelten kişi filmin gerçek yönetmenidir.

‘Üçüncü Sayfa’da da Demirkubuz, diğer filmlerinde olduğu gibi “kötülük” yapanların gerçekten kendilerine göre, geçerli gerekçeleri vardır, diyordu. Demirkubuz, kötülüğün “felsefesini” yapar bütün filmlerde. İhanet, kötülük, sadakat, öz veri ve bireyin kendini aşkına adaması, özellikle ‘Masumiyet’ ve ‘Üçüncü Sayfa’da seyirciyi tedirgin eden asıl temalardır. Bu temalar tıpkı yönetmen gibi seyircinin de kendisini ele vermesini istiyordu, klasik katharsis duygusunun daha ötesinde, yönetmen de, seyircinin kendisini ele vermesini istiyordu.

Demirkubuz’un bu isteği seyircisinin tüylerini ürperten ve onun, bulunduğu sinema salonundan bir an önce uzaklaşmak istemesine neden olan bir duygudur aynı zamanda. ‘Üçüncü Sayfa’nın katastrofobik atmosferine, filmin merkezine yerleşen entrika da eklenince, ‘Masumiyet’in aksine seyirciyle filmdeki karakterler arasındaki bütün sempatik bağlar kopuyor, seyirci tam anlamıyla filmin hikayesine yabancılaşıyordu.

Karanlık Üstüne Öyküler

‘Karanlık’, sözcüğü ‘kötülük’ü çağrıştıran bir anlama sahip. Demirkubuz, klişeleri ters yüz etmesinin yanı sıra, kavramların ve imgelerin alt anlamlarının üzerine giderek, onları açığa çıkarmaya çalışıyor.

Demirkubuz, 1994’te başladığı yönetmenlik serüvenine, 2001 yılında gerçekleştirdiği ve üst başlığına ‘Karanlık Üstüne Öyküler’ adını verdiği üçlemenin iki bölümünü çekerek devam etti.

Yazgı

‘Karanlık Üstüne Öyküler’in ilk filmi olan ‘Yazgı’, Antalya Film Festivali’de, En iyi Yönetmen, En iyi Sanat Yönetmeni ve En iyi ikinci Film ödüllerini alırken, ‘itiraf’ festivalden ödülsüz döndü.

‘Yazgı’, Camus’un, ‘Yabancı’ romanından esinlenilmiş bir film olmasına rağmen, filmin ortasında güçlü bir Zeki Demirkubuz öyküsü var. ‘Yazgı’nın anti-kahramanı Musa, (Serdar Orçin) yönetmenin diğer filmlerindeki karakterlerin aksine hayata kayıtsız, kendisine kurulan tuzaklara karşı savunmasızdır.

Film, Camus’un, ‘Yabancı’sında olduğu gibi, karakterimizin annesinin ölümüyle başlar. Musa, evde iki gün annesinin ölüsüyle yaşar ve ancak ondan sonra, patronuna annesinin öldüğünü ve ne yapması gerektiğini bilmediğini söyler. Ölüm karşısında duyarsız kalan Musa, çevresindeki ilişkilere de duyarsız ve hesapsızdır. Ancak, çalıştığı gümrük şirketindeki genç kızdan hoşlanır ve onunla ilişkiye girer. Bir süre sonra genç kızın, “Evlenelim mi?’!, sorusuna, “Fark etmez” cevabı verecektir.

‘Yazgı’nın hikayesi, ‘Üçüncü Sayfa’da olduğu gibi seyirciyi tedirgin eder, seyirci filmdeki hiçbir karakterle yakınlık kuramaz, onun duygusunu kendisine yakın hissetmez, bu, karakterin yaşadığı ilişkilere yabancılaşmasına paralel olarak, seyircinin filme yabancılaşmasıdır.

Zeki Demirkubuz sineması konusunda yönetmen, ‘Yazgı’da kendi klişelerinin üzerine gider, çünkü filmin ortasında daha önce de söylediğimiz gibi güçlü bir Demirkubuz hikayesi olmasına rağmen, seyirci, ne ‘Masumiyet’in ne de ‘Üçüncü Sayfa’nın tadını bulur filmde. Film, kendi hikayesini oluştururken, ortaya attığı tezde Dostoyevski’nin ‘Raskolnikov’u değil, Camus’nun ‘Yabancı’sı etkindir. Bu iki karakter birbirine yakın felsefi düşüncelerdeymiş gibi gözükse de, hayata karşı tavır alışları ve karakter derinliği söz konusu olduğunda birbirlerinden farklıdırlar.

İtiraf

“Karanlık Üstüne Öyküler” in ikincisi olan ‘itiraf’da ise yönetmenin ilk filmi ‘C-Blok’da yeterince anlatılmayan, Tülay’la, zengin eşi arasındaki ilişkiye benzer gerilim anlatılır.

Harun (Taner Birsel), eşi Nilgün’ün (Başak Köklükaya) kendisini aldattığından şüphelenir. Bu şüphe dayanılmaz bir hale geldiğinde Harun, eşiyle konuşmaya çalışır, ilişki bir anda, şiddet, şefkat, ve acıma duygularının peş peşe sıralandığı bir atmosfere bürünür, hikaye ucuz bir melodrama dönüşme tehlikesiyle karşı karşıya kaldığında ise, yönetmenin bu riske aldırmadan hikayesini anlatmaya devam ettiğini görürüz. ‘itiraf’ın kadın kahramanı Nilgün, ‘Masumiyet’in Uğur’u ile benzerlikler taşır. Doğru bildiği yoldan gider, özgürlüğüne ve duygularına sadık kalır. ‘itiraf, kötülük üstüne kurulan bir ilişkinin kendini sınamasını anlatır aslında. Film ilerledikçe, Harun’la, Nilgün’ü bir arada tutan zorunluluğun farkına varır seyirci.

Zeki Demirkubuz sineması konusunda yönetmen, filmin hikayesindeki boşlukları ‘Masumiyet’teki çözüm yolunu kullanarak doldurur. Harun’la, Nilgün’ü bir arada tutan zorunluluk artık misyonunu tamamlamış gibi gözükür, ve Harun, Nilgün”ün kendisini terk etmesiyle birlikte üzerinde taşıyamadığı yükü, birilerine “itirafında bulunarak hafifletmeye çalışır. ‘itiraf’ burada iki anlamıyla karşımıza çıkar, birincisi; kaçamaktan çıkıp artık tercih noktasına gelmiş bir yasak aşk ilişkisi, bir diğeri de; bireyin yıllar önce işlediğini düşündüğü bir suçu itiraf etme noktasına gelmesi.

Kameranın Takip Ettiği Erkekler

Zeki Demirkubuz filmlerinin en önemli yanlarından birisi, filmde anlatılan hikayenin bir erkek çevresinde dönmesidir. Başka bir deyişle; hikayelerin “birinci tekil şahıs”ı erkektir.

Yalnız, C-Blok’u bu genellemenin dışında tutmak gerekiyor. Demirkubuz’un kahramanlarının ismi doğrudan dinsel kaynaklı kahramanların isimleridir. ‘Masumiyet’in erkeği Yusuf, ‘Üçüncü Sayfa’nın İsa, ‘Yazgı’nın Musa, ‘itiraf’ın Harun’dur. Yönetmen, kamerasıyla anti-kahramanını takip eder.

Olaylar, aksiyonlar gelişirken yukarıda adı geçen karakterler mutlak olarak o mekandadır, sinemanın tanrısal gözü, ya da edebi anlatımın “üçüncü tekil şahısı” ortalıkta yoktur.

Zeki Demirkubuz sineması için hikaye, aynı zamanda kameranın izlediği karakterin değişim evresi üzerine kuruludur, bu değişimin sonucunda ortaya çıkan yeni karakter filmin başlangıcındaki karakterden fazlasıyla uzaklamış, olgunlaşmıştır.

Bu yazıyı Aylık Kültür Edebiyat Dergisi 33. Sayısında Rıza Kıraç kaleme almıştır.

Bu yazımızdan keyif aldıysan SinePlus Akademi yeni dönem Film Analizi Kurslarına katılabilir, filmleri izlemenin ötesine geçip onları okuyabilirsin.

Bilgi ve Kayıt için: Tıkla…

Etiketler: , , , , ,


sineplus

BURASI MUTLU YÜZLER AKADEMİSİ; EN İYİSİNİ YAPANLAR MERKEZİ…


Bir Cevap Yazın

Fulya Mah. Ortaklar Cad. Güneş Apt. No:12 D:7 Mecidiyeköy
0212 920 00 66 | 0507 089 85 84 | info@sineplusakademi.com

Sitemizde 128 bit güvenlik ve iyzico altyapısıyla güvenle alışveriş yapabilirsiniz.
Her Hakkı Saklıdır © 2017 - SinePlus Prodüksiyon ve Eğitim Hizm. Tic. Ltd. Şti.-Sevgi ve Gözyaşıyla Üretildi.