sinemada korku ve gerilim

Sinemada Korku ve Gerilim

Sinemada korku ve gerilim konusuna girmeden önce insanın dış dünyanın tehlikelerine karşı hissettiği korku güdüsünün, ilk çağlardan günümüze, insan hayatının her aşamasında olduğu gibi sanatta da kendini gösterdiğini söyleyebiliriz. Korkunun verdiği gizemli haz ve bilinmeyeni keşfedilme arzusu, korku duygusunun insanoğlunun duygularını yansıtma yolu olarak seçtiği sanatta bir tür olarak kendini göstermiştir. Örneğin ilk dönem mağara resimlerinde bile, o dönem insanının yaşadığı korkuların betimlemesini görmek mümkündür. Çeşitli canavarlar, vahşi hayvanlar korku veren görüntüleriyle resmedilmişlerdir.

Korku ve Gerilim

Sinemada korku ve gerilim konusunda korku duygusunun insanın içgüdüsel sahip olduğu bir duygu olmasının yanı sıra, sonradan kazandığı tecrübeleri, genetik kodlarla gelecek kuşaklarına aktardığı da düşünülmektedir. Örneğin Jack London “Ademden Önce” isimli romanında, yırtıcı hayvanlardan korunmak için dev ağaçlarda yaşayan ilk insanların en büyük korkusunun geceleri uykularında ağaçtan aşağı düşmek olduğunu savunur. Ağaçlardan düşen ve yere çakılan insanlar, düşme anında yaşadıkları korkuyu gelecek nesillere aktaramazlar. Şans eseri dallara tutunup yere çakılmaktan kurtulan atalarımız ise, hayatta kalırlar ancak yaşadıkları düşme korkusunu gelecek nesillere aktarırlar. Böylelikle biz modern insanın rüyalarının vazgeçilmez bir teması yüksekten düşme hissidir. Ancak bu rüyaların sonunda hiç kimse yere çakılmaz. Her insan sadece yüksekten düşer. Jack London’ın söylemiyle “şanslı ataların” torunları olarak doğuştan gelen ve sonradan kazanılmış her çeşit korkuyu sanat yoluyla dışarıya vurmaktayız.

Sinemada korku ve gerilim konusunda korkunun, ‘olumsuz bir şeyler olacakmış’ inancıyla insanda oluşturduğu kaygı duygusu, gerilim türünün ana temasını oluşturmaktadır. Sinemada korku ve gerilim türleri benzer temaları işlemesine karşı, birdenbire gerçekleşme ve olumsuz beklentileri içeren bir süreçte gerçekleşme yönleriyle birbirlerinden ayrılırlar. Korkuda birdenbirelik söz konusudur. Gerilimde ise; olumsuz beklentiler daha uzun bir zaman dilimini içeren kaygı söz konusudur.

Edebiyatta Korku ve Gerilim

Sinemada korku ve gerilim konuları, edebiyatta pek edebi değer taşımadığı düşünülen polisiye romanlarının okuyucular tarafından beğeniyle karşılanması üzerine gelişme göstermeye başlamıştır. Bu tür ilk edebi eserler, çözümü olmayan bir kin, nefret, bazen şiddet, kan, öç alma başkaldırı gibi ilkel içgüdülerin tetiklenmesi üzerine kurulduğu düşünülmektedir. Edgar Allen Poe’nin “Morg Sokağı Cinayetleri” isimli hikayesi bu tür edebiyatın başlangıcı olarak gösterilmektedir. Ama Sheakspear’in Edgar Allen Poe’den çok önceleri sahnelenmesi için yazdığı tiyatro eseri “Hamlet”de bir başlangıç eseri olarak gösterilebilir.

Edgar Allen Poe, Mary Shelley, Agahta Christie, Marki de Sade, Georges Bataille, Jean Genet gibi yazarlar, ölüm-sanat, ölüm-erotizm, ölüm-aşk ilişkilerini çok iyi işleyen eserler vermişlerdir.

“Hamlet”, gelecekte adları en ünlü polis ‘hafiye’leri olarak, bu tür romanlara tutkun okur gönüllerinde taht kuracak sayısız ‘kahraman’ların ilkidir belki de. Bir tragedya havasında, “Hamlet”, öldürülen babasının katilini ararken, o romanlara özgü akılcı bir kuşku avcılığına çıkar. Durmadan ipuçları toplar, bunları inceler, bütünleyip katili ortaya çıkarmaya çalışır Shakespeare, Hamlet’te da gerilimi başarıyla sağlamıştır. Grafiği, insanda hayranlık uyandıran inişler çıkışlar gösterir. Gerilimi yavaşlatmak, seyircisini bir sonraki şaşırtmacaya hazırlamak için, üstelik bunu kesinlikle size hissettirmeden, Hamlet-Ofelya ilişkisini sunar. Kalite artsın diye mezarcılar sahnesini ve oyuncular bölümünü bir yerlere sıkıştırır.

Gerilim ve korku edebiyatının en önemli bir yazarı da, Edgar Allen Poe’dur. Poe’nun kişiliği ve kısa öykülerinde yarattığı karakterler birbirine oldukça benzer. Birçok korku ögesi, suç, saplantılar, psikolojik rahatsızlıklar Poe kahramanlarının özelliklerini yansıtır. Örneğin onun ‘Ms. Found in a Bottle’ (Şişede Bulunan Not) adlı öyküsü maceralı bir gemi yolculuğundan bahseder.  Bu öykü gerilim türüne daha yakındır. Aynı yazarın ‘Morgue Sokağı Cinayetleri’ isimli öyküsü ise, korku edebiyatının en önemli eserleri arasında gösterilir.

İçinde korku simgesi taşıyan mitolojik öykülerin, masalların yerini on yedinci yüzyılda başlayan, korku ögeleri ve simgeleri bulunan öyküler, romanlar almıştır. Bu akım o günden günümüze kadar gittikçe artan bir hızla sürüp gitmiştir. Yazın sanatının başka dallarında ün yapmış yazarlar, şairler, bile bu akımın etkisi altında kalmışlardır. Örnek olarak alkol bağımlısı olan, bu nedenle sık sık algı ve düşünce bozukluklarıyla birlikte ruhsal bozukluk tabloları yaşayan lirik ve romantik şair ve yazar Edgar Allen Poe (1809-1849) korku fantezileriyle dolu öykülerin yaratıcısı olmuştur.

Yirminci Yüzyıl Etkisi

Yirminci yüzyılın başında (1911) Fransa’da Pierre Souvestre ve Marcel Allain, “Fantoma” adını verdikleri siyah pelerinli, yüzü maskeli, eli hançerli, herkese korku ve dehşet veren bir kahraman yarattılar. Bu kahramanın serüvenleri kısa sürede bütün dünyaya yayıldı. Fantoma’nın serüvenlerini anlatan romanlar, günün olanakları içinde beş altı yüz bin dolayında basıldı. Yirmi dile birden çevrildi.

İlk polisiye edebiyat eserlerinin ortak yanları oldukça fazladır. Genelde, insanlar için çok önemli görünmeyen küçük bir ayrıntı giderek büyür ve suçlunun yakalanmasında, ya da olay örgüsünün ortaya çıkmasında çok önemli bir hal alır.

Polisiye romanlar, suç ve suçluyu ele alıp edebiyat alanını sayısal açıdan çokça dolduran, asıl serüven-macera romanlarıdır. Bunların kimi bir suçla ilgili olaylar içerir ve biçim bakımından da polisiye romanla gerilim romanı karışımı bir nitelik gösterir. Bunlarda olay zenginliği vardır; heyecan uyandırma amacı, daha belirgindir. Ama örnekleri hiçbir zaman polisiye romanlarından sayılmamışlardır.

Polisiye romanlarının önemli bir edebi değeri taşımadığı görüşü ağılıktadır. Bu tür eserlerin değerini ortaya koyan temel unsur, olay örgüsünde kullanılan başarılı kurgudur. Başarılı bir kurgulamayı oluşturan en önemli yazar olarak Dashiell Hammett gösterilir. Tarık Kakınç “Gerilim ve Polisiye Filmleri” adlı kitabında bu konuda şunları söylüyor; “Dashiell Hammett, dünya polisiye roman yazarları arasında gerçekten erişilmez yazardır. Hammett’in romanları; bir dönemin Amerikan toplumsal, ekonomik ve siyasal yaşamına aynalık eder. Kirli işleri çeviren politikacılar, yer altı dünyasının karanlık insanları, kara paracılar, orospular, içki kaçakçıları yataklık evler ve içki evleri, otoriteleri ve kimliklerini “kötü”lere kiralayan güvenlik görevlileri, satılık savcılar, yargıçlar…. Tek başına onlara karşı bir savaşıma girmiş bir özel ‘hafiye’nin önüne dikilirler.

İngiliz yazar, Conan Doyle tarafından yaratılan ‘Sherlock Holmes’ adlı dedektifin maceralarını konu alan romanlar ülkemizde de 1920’li yıllardan itibaren çok büyük ilgiyle takip edilmiştir.

Polisiye romanın en önde gelen özelliği, etkileyici yanının ağır basması istenen kurgunun sondan başlayarak düzenlenmesi; yani, olayı örten giz perdesinin de, bu perdeyi arayabilme olanağının da bir arada bulunduğu noktayı (odağı, elbet) baştan ortaya koymasıdır. Romantizmi hazırlayan özelliklerden sayılan ve XVIII. Yüzyıl İngiliz edebiyatında hayli yaygın olan “Gotik” hikayeler, gizemli şatolarda gizemli olaylara ağırlık vermesiyle polisiye romanı etkilemiş olabileceği gibi, tam tersi etkiler de görülebilecektir. Burada duygusallıkla köktencilik arasında bir çeşit denge olduğu, roman çatısının da bu dengeye göre kurulmuş olması mümkündür.

Sinemada korku ve gerilim kaynaklarından biri polisiye ise, diğeri de mistik inançlardır. Şeytan, cin, ruhsal güçler vb. gibi metafizik durumlar, korku güdüsünü besleyen kaynaklardır. Sinemadan önce ilk olarak edebiyatta bu tür eserler ortaya çıkmıştır.

Metafizik korku öğelerinden edebiyatın en çok işlediği konuların başında ‘şeytan’ teması gelmektedir. Sonraları korku sinemasının da en temel kaynaklarından biri olan ‘şeytan’, tasvir olarak çok değişik biçimlerde sunulmuştur.

Şeytan

Ünlü sinema tarihçisi Giovanni Scognamillo’nun, Arif Aslan ile birlikte hazırladığı “Doğu ve Batı Kaynaklarına göre Şeytan” isimli eserinde, bu konuda şu bilgiler yer almaktadır;

Şeytan’ın sanatsal görüntüleri sayısızdır. Uzman araştırmacılar Julien Tondriau ve Roland Villeneuve bunları şöyle ayırıyorlar:

1. A’raf tasvirleri: Andrea di Firenze’nin freskleri ve El Greco’nun “II. Philippe’in Rüyası”.
2. Vahiy: Angers duvar halıları; Albert Dürer’in gravürleri; Rönesans dönemindeki Fransız ve Flaman sanatı.
3. Kıyamet günü: Giotto’nun ve Van der Weyden’ın tabloları.
4. Cehennem: Ateşler, kazanlar, yılanlar kurbağalar, işkenceler. Her sanatçı her konunun karşısında, kendi iç cehennemini yansıtıyor.

“Çocuk ve Sanat” isimli kitaptaki “Çocuk, Edebiyat ve Korku” isimli yazısında Giovanni Scagnamillo, ‘Grimm Kardeşler’, ‘Andersen’, ‘1001 Gece Masalları’na, aslında en masum çocuk masallarında bile korkuya yer verildiğine değinir.

Ormanda kaybolmuş ‘Kırmızı Başlıklı Kız’, eski eşlerini gizli odada mumlayan mavi sakallı adamı anlatan korku dolu masalların etkisini anlatmak için Hitchcock gerilimine değinir;

‘Kırmızı Başlıklı Kız’ ya da ‘Mavi Sakallı Adam’. Bunlara çocuk masalı mı dersiniz, yoksa Hitchcock ayarında bir gerilim mi?

Slvia Plath’in ölüm korkusuna bakışını yansıtan şu dizeleri, insanın korku duygusunu sanatsal dışa vurumuna güzel bir örnektir;
Ölmek,
Bir sanattır, her şey gibi.
Eşsiz bir ustalıkla yapıyorum bu işi.
Öyle ustaca ki, insana korku veriyor.
Öyle ustaca ki, gerçeklik duygusu veriyor.
Bu konuda iddialıyım sanırım.

Sinemada Korku ve Gerilim

Belli ölçüde psikanalistik cinayet filmleriyle karışmakta ve başlangıcından beri bilimkurgu ‘science-fiction’ türüyle el ele yürümüş bulunmakta olmasına rağmen, sinemada korku ve gerilim filmleri sinemada her zaman ayrı bir tür oluşturmuştur

Bireysel ve kitlesel cinayetlerle, kıyımlarla dolu insanlık tarihi, en büyük toplu kıyımını yaptığı ve uygarlık tarihi olarak adlandırdığı 20. yüzyılda her türlü korkuyu, şiddeti, cinayeti etkili biçimde sinemayı kullanarak, bir seyirliğe dönüştürmüştür.

Sinemada korku ve gerilim konusunda günümüzde insanlardaki başlıca korkuların simgeleşmesinde, somutlaştırılmasında masallar, korku öyküleri ve romanların yanında, korku filmleri de etkilidir. Buralarda insanlar korku yaratan simgeleri gelişigüzel, gereksiz biçimde seçip kullanmamışlardır. Bunlar ilk ve ilkel insanın yarattığı simgelerin çağdaş insanın düşüncesine, imgelemesine, tasarımına, göre değiştirilmesi, yeniden biçim ve renk kazanmasıdır. Başka bir deyişle çağımız insanının simge yaratma yeteneği, ilk ve ilkel insanın kullandığı simgelerden korku öykülerinin, romanlarının, filmlerinin, kahramanlarını, konularını, olaylarını çıkarmıştır.

Sessiz Dönem

Sessiz dönemde korku unsurları taşıyan filmlerin Amerika’daki en büyük ustası Lohn Chaney Sr.’dır. Sessiz dönem Amerikan sinemasının altın çağı olan 1920’li yıllarda gerek makyajı, gerekse oyunuyla sinema tarihine damgasını vurmuş olan bu büyük oyuncunun filmleri arasında: Tod Browning’le çevirdiği “Kutsuz Üçler” (The Onholly Three) (1925), “Gece Yarısından Sonra Londra” (London After Midnight) (1927), Zengibar Yılanı (West of Zanzibar); Rupert Zullian’la çevirdiği “Opera’daki Hayalet” (The Phantom Of The Opera) (1925), William Worseley ile çevirdiği bir Victor Hugo uyarlaması olan “Notre Dame’ın Kamburu” (The Hunchback of Notre Dame) (1923) sayılabilir.

İlk çevrilen sesli filmler arasında yer alan Carl Dreyer’in ‘Vampir’ adlı filmi, dehşet ve korku veren yeni bir kahraman tipi ve değişik öğeler yaratmıştır. Amerikan sinemasında 1928-1941 yılları arasında bunlara dehşet ve korku salan, Drakula ve Frankestein tipleri katılmıştır. Aynı yıllarda ilk ve ilkel insanların hayalet kavramı ‘Görünmeyen Adam’ filmleriyle sürdürülmüştür.

Edebiyatta Edgar Allen Poe’nin korku-gerilim unsurlarını içeren ilk önemli eserleri, sinemayı da etkilemiştir. Sinemada Poe’nin eserlerinden uyarlama birçok korku-gerilim filmi bulunmaktadır. Edgar Allen Poe’nun korku edebiyatında verdiği başarılı romanlar, sinemada ilk dönemlerdeki uyarlamaların ardından, Poe’nun eserlerinden uyarlanan filmler oldukça fazladır.

Sinemada korku ve gerilim konusunda Tod Browning’in ‘Dracula’sı ise Bram Stoker’in ünlü romanıyla dünyaya tanıttığı, bizde ‘Kazıklı Voyvoda’ olarak bilinen hortlak kontun öyküsünü vermektedir. Macar asıllı Bela Lugosi, bu filmde, Robert Florey ile çevirdiği ‘Sihirbaz Şandu’ (1932) ve Bir Edgar Allen Poe uyarlaması olan ‘Morg Sokağı Cinayetleri’nde canlandırdığı karakterlerle çok başarılı olmuştur.

İlk dönemlerin ünlü filmleri arasında James Whale’nin ‘Görünmez Adam’ ve ‘Frankenstien’ daha sonraları seriyaller halinde farklı bölümleri çekilmiştir. Tod Browning’in ‘Dracula’ ve ‘Kazıklı Voyvoda’ sı ilk dönemlerde göze çarpan etkili filmleridir. Bu akımın etkisi altında Paul Leni dehşet, korku, saldırganlık öğeleri içeren ‘Mumyalar Müzesi’ adını verdiği ilk sanat filmini çevirdi.

Şeytan Teması

Edebiyatta korku-gerilimin beslendiği kaynakların en yoğunu olan ‘şeytan’ teması sinemada da defalarca işlenmiştir. Metafizik konuların insandaki korku duygusuna hitap etmesi dolayısıyla özellikle ‘Şeytan’ temalı filmler her dönemde ilgi görmüştür.

Sinemada korku ve gerilim konusunda Georges Melies, 1897’de Şeytanını Malikhanesi’ni (Le Manoir du Diable) çekiyor, peşinden de Fust ve Marguerite (Faust et Marguerite, 1897) geliyor ve de Faust’un Lanetlenmesi (La damnation de Faust, 1897). Melies, bir güldürü olarak, Şeytanın 400 Şakası (Les 400 Farces du Diable, 1906) ile devam ediyor, F.W. Murnau, Faust’u çekiyor (1926) Şeytanı iyice şişmanlatarak. Sinema konuşmaya ve renkli olmaya başladığında şeytanı da konuşturuyor, renklendiriyor, kibar bir centilmen olarak sunuyor bize (Cennet Bekleyebilir, Heaven Can Wait, 1943) ya da kurnaz bir Ortaçağ soylusu şeklinde (Gece Misafirleri, Les Visiteursdu Soir,1942)

Gerilim ve korku romanlarının toplumu kötü etkileyeceğini düşünenler, bu eserlerin yasaklanmasını istediler..Ancak bu girişimler sonuç vermezken, kısa süre içinde ‘Fantoma’nın dehşet ve korku serüvenlerini anlatan beş film çevrildi. Fantoma rolünü oynayan ‘Rene Navarre’ ünlendi. ‘Fantoma’ filmlerinin ulaştığı başarı ABD’de benzerlerinin çekimine ve yeni korku kahramanlarının yaratılmasını sağladı.

Sesli sinema dönemi korku filmlerinin ünlü aktörlerinden Boris Karloff, Bela Lugosi birinci sırayı tutmakta; korku filmi çeviren yönetmenler arasında James Whale başta olmak üzere, Tod Browning, Merian C. Cooper/ Ernest Beaumont Schodscak ikilisi, Robert Florey ve Rouben Mamoulian isim yapmıştır.

Sinemada korku ve gerilim konusunda 1967’de Amerikan yazarı Ira Levin’in Rosemary’nin Bebeği (Rosemarie’s Baby), Şeytanı ve Deccal’ı yeniden gündeme getirildi, romandan uyarlanan filmin katkısı ile de bu pekiştirildi. 1971’de bir başka Amerikalı yazar, William Peter Blatty, dilimize şeytan olarak çevrilen , The Exorcist (Şeytan Çıkartan) romanını yayınlıyor. Roman uzun süre çok satanlar listesinin başlarında kaldı, romandan uyarlanan film ise (1973) bütün dünyada (Türkiye dahil) hasılat rekorları kırdı Levin’den Blatty’nin eline geçtiğinde Şeytan, bütün güçlerini, kirli oyunlarını ve cinsel tacizlerini sergileyerek, 70’li yılların başlarındaki Amerika Birleşik Devletleri’ne (ve oradan Batı’ya ve Uzak Doğu’nun bir kısmına şaşalı bir dönüş kaydetti.

İlk insanların çevrelerinde yer alan büyük hayvanlardan, dinozorlardan etkilenerek yarattıkları dev simgesinin yerini henüz yeni yeni gelişmeye başlayan sinemada ilk başlarda King-Kong almıştır. Daha sonra dev simgesi dev büyüklüğünde mikroplar, karıncalar, kediler, köpekler, fareler, köpek balığı, kuşlar ve türlü hayvanlarla sürmüş ve masallardaki canavarları günümüze taşımıştır.

Lon Chaney sinemadaki birçok ucubeleri (Monsters) canlandırmıştır. Bunlar garip kişilikler, deliler, canilerdir. Özellikle ‘Opera’daki Hayalet’de org çalan, yüzü yandığı için gizlice maskeyle dolaşan, insan kaçkını opera müdürü kişiliği, onun makyajdaki ve oyunculuktaki ustalığını vurgulayan en önemli roldür.

Sinemada korku ve gerilim konusunda Roger Corman, türün önemli yönetmenleri arasında gelmektedir. Özellikle korku türündeki ürünleriyle kendinden sonraki birçok yönetmeni de etkilemiş olan Corman, türde klasik olarak gösterilen birçok ünlü filme yönetmen ve yapımcı olarak imza atmıştır.

Korku filmlerinin ünlü yönetmeni Roger Corman, bir yandan bağımsız bir yapımcı olarak başka yönetmenler eliyle filmler üretirken, bir yandan da kendisi düşük bütçeli fakat çarpıcı nitelikli, çoğunu Vincent Price ile çevirdiği Edgar Allen Poe uyarlamaları ile karşımıza çıkmaktadır: ‘Usher Evi’nin Çöküşü’, (The Fall Of The House Of Usher) (1960), ‘Karga’ (The Raven) (1963), ‘Kızıl Ölümün Maskesi’ (The Masqoue Of The Red Death) (1964) gibi.

İngiliz Sineması

İngiliz sinemasının örneklediği, yazar Conan Doyle’un kahramanı Sherlock Holmes’ları gerçekte biçim ve aktarım bakımından en iyi Sherlock Holmes filmleridir, ama Doyle’un ünlü kahramanı çok daha önceleri ABD’de ve Danimarka’da beyaz perdeye getirilmişti.

Scherlock Holmes’un serüvenlerine ilgi, başka ülke sinemalarınca da sürdürülmektedir. Alman sineması bir dizi Sherlock Holmes filmlerine girişir: “Der Hund von Baskerville”. Dönemin ünlü oyuncularından Alwin Heuss, Holmes; rejisör de Rudolf Meinert’tir. Meinert, aynı yıl içinde yine Heuss ile “Das einsame Haus’ı çeker. Ardından Richard Oswald’ın rejisiyle de “Das Unheimliche Zimmer”. Bunu 1915 yılında Willy Zehn’in çektiği ve Eugen Burg’un başrolünde oynadığı “Das Dunkle Schloss” izler.

Sinemada korku ve gerilim konusunda ilk dönem örneklerin ardından korku-gerilim türü günümüzde de sinemada önemli bir tür olarak yer almaktadır. Türün sinema dilini oluşturmadaki teknik başarısı ve ustaca bir sinema dili oluşturmadaki benzersizliğiyle Alfred Hitchcock hala en iyi yönetmeni olarak gösterilmektedir. Hitchcock’la beraber birçok klasik sinemada korku ve gerilim filmine imza atmış birçok yönetmen vardır.

Sinemada korku ve gerilim konusunda Amerika’da Brian de Palma’nın, John Boorman’ın (Exorcist II), John Carpenter’ın (The Thing), Roman Polansky’nin (The Dance Of Vampire), stephen Spieldberg’in (E.T) korku filmleri yapılmıştır. İngilizler 1950’li yıllarda korku türüne önem vermeye başladılar. Hammer Film Stüdyosu adına bu tür film çevirten yönetmenler arasında: Terence Fisher ve Freddie Francis önemlidir. Terence Fisher, Herbert Lomm’la “Opera’daki Hayalet” (1962)’in yeni versiyonunu çevirdiği gibi, “Dracula Karanlıklar Prensi” (1963) ve “Frankenstein ve Cehennemden Gelen Mahkum” (1963); Freddie Francis “Frankenstein’in Kötülüğü” (1964), “Dr. Jeykıll ve Sister Hyde” (1962) ile ünlenmişlerdir. İngiltere’de korku filmlerinin bu dönemdeki ünlü oyuncukları arasında Christopher Lee, Peter Cushing ve Herbert Lomm baş köşeleri tutmaktadır.

Korku romanlarında, filmlerinde, kullanılan simgeler ister ilk ve ilkel insanla ortak, ister çağdaş olsun, amacı temel korkuları azaltmak, bunların yönünü değiştirmektir.

Sinemada Korku ve Gerilim Arasındaki Farklar

Sinemada korku ve gerilim konusunda gerilim ile korku kelimeleri birbirlerine benzeseler de, kelimlelerin içeriklerinde önemli farklar vardır. Gerilim; adım adım artan bir tempoyla seyircide uyandırılan merak ve kaygı olarak tanımlanabilirken, korku; seyirciyi bir sürprizle aniden şaşırtmayı hedeflemektedir. Gerilimin etkisi daha fazla sürmektedir. Yönetmen göstermek istediği ipuçlarını göstererek, seyirciyi sonucu merak etmeye doğru bir gerilim yolculuğuna çıkarır. Bu gerilim boyunca seyirci belli bir hedefe doğru koşullandırılır.

Gerilimin etkisi uzun süre devam etmektedir. İpuçlarını yakalayabilmek, senaryonun sonucunu tahmin edebilmek için filmi dikkatlice takip etmek, seyirciyi ister istemez zihinsel bir yolculuğa çıkarır. Yönetmen, istediği gibi seyirciyi yönlendirmekte ve onun filmin sonuna kadar sabırlı olmasını beklemektedir. Bu bakımdan gerilim daha fazla zihinsel bir temele dayanmaktadır. Ayrıca bu zihinsel temeller farklı kültür birikimlerinde farklı şekillerde ortaya çıkabilir. Bir toplum yapısında gerilimi artıracak unsurlar başka bir toplum yapısına göre farklılık gösterebilir.

Sinemada korku ve gerilim konusunda korku şaşırtmak temeli üzerine odaklanır. Seyirci hiçbir ipucu olmaksızın beklemediği bir anda yönetmenin sürpriziyle karşılaşır ve bu ani sürpriz tarafından şaşırtılır. Korku kısa sürede daha derin bir etki yapmaktadır. Korkunun öğesinin bir seyirciyi etkilemesi için, seyircinin çok fazla bir kültürel birikime ya da düşünce gücüne sahip olması gerekmez. Farklı toplumlar ya da farklı yaş grupları, farklı sosyal sınıflar aynı korku öğelerine aynı tepkileri gösterirler. Bunun nedeni korku öğesinin seyirciyi şaşırtmak amacıyla aniden ortaya çıkmasıdır. Pek fazla bir zihinsel çaba gerektirmeyen bu ürkütme durumu çok kısa bir etki yapmaktadır.

Korku, tüm insanlarda ortak, doğal ve evrensel duygu durumudur. Kaygı (anksiyete) insanlarda doğuştan var olan, belirsiz, gerçekle bağlantısız, anlaşılması, anlatılması, imgelenmesi, tasarlanması olanaksız, geleceğe yönelik, hoş olmayan, elem veren bir duygulanım durumudur. Korku ise, canlının insanı algıladığı gördüğü, düşündüğü, imgelediği, tasarladığı tehlikeli, tehdit dolu durum, kişi, nesne, olay ve olgu karşısında gösterdiği doğal, evrensel duygulanım durumu, ruhsal tepkidir.

Alfred Hithcock

Sinemada korku ve gerilim konusunda Alfred Hithcock, François Truffaut’yla yaptığı söyleşisinde gerilimle korku arasındaki ayrımı şöyle açıklıyor: “ Masum bir sohbet yapıyoruz. Aramızdaki masanın altında bir bomba olduğunu varsayalım. Ortada hiçbir şey yokken ansızın ‘boom!’ Bir patlama… İzleyici şaşırıyor. Biz bu şaşırtmacanın öncesinde izleyiciye sıradan, bir sahne gösterdik. Şimdi bir gerilim durumu oluşturalım.

Masanın altında bir bomba konmuş, izleyici bunu biliyor; izleyici, bombanın saat 1’de patlayacağını da öğrenmiş; şu anda saat bire çeyrek var dekorda bir duvar saati var, böyle durumlarda, aynı sıradan konuşma birdenbire ilginçlik kazanır, çünkü izleyicinin olaya katılımı vardır. Birinci durumda izleyiciye patlama anında 15 saniyelik bir şaşırtmaca yaşattık, ikinci durumdaysa on beş dakika boyunca bir gerilim yaşar. Burada varacağımız sonuç, seyirciyi her seferinde durum hakkında olabildiğince bilgilendirmek gerektiğidir. Buradaki istisna püf noktasının şaşırtmacaya dayandığı, yani beklenmeyen sonun öykünün doruk noktasını oluşturduğudur”.

Sinemada korku ve gerilim konusunda Alfred Hitchcock, sık sık anlatının akışı içinde, masanın altına bir bomba yerleştirilirse, karakterlerin bundan haberdar olmaması, izleyicinin ise durumun farkında olması gerektiğini, böylece izleyicinin korkup sonucu merak edeceğini belirtmiştir.

Alfred Hitchcock’un, masanın altındaki bomba benzetmesi sinemada korku ve gerilim altındaki temel ayırımın şaşırma ve endişe olduğunu göstermektedir. Korkunun anlık bir duygu olmasının yanında gerilimi ortaya çıkaran endişeli, kaygılı ve meraklı bekleyiş daha fazla psikolojik etkiye sahiptir.

Endişe tehlikeye gösterilen tepkidir. Endişe zihinde önemli bir yeri etkisi altında bulundurmaktadır. Söz konusu tehlikeler bütün insanlık için geçerli, herkes için aynıdır.

Endişe hissedilen bir haldir. Buna etkileyici bir durum demekle beraber, etkinin bir tarifini yapamayız. Endişenin duygu olarak nahoş bir nitelik taşıdığını bilsek bile bu, onu tarif için yeterli değildir. Tarifi güç olan bu özel niteliğin yanı sıra, belli organlarla ilgili olduğunu bildiğimiz kesin fiziki hislenmeler de dikkati çekmektedir. Endişe hemen hemen bütün organizmalara özgüdür. Endişe tehlikeli bir duruma tepki olarak ortaya çıkar ve durumun her tekrarlanışında yeniden kendini göstermektedir.

Sinemada korku ve gerilim konusunda endişenin fiziksel tepkilerle ortaya çıkmasını gösteren en güzel örneği Hitchcock’un ‘Genç ve Masum’ filmiyle örnekleyebiliriz. Orkestranın müziği eşliğinde dans eden çiftler görürüz. Polis ve kahramanlarımız ise gerçek katili aramaktadır. Katil orkestranın davulcusudur. Katile özgü en önemli özellik ise, katilin gözlerindeki ‘tik’tir. Yakalanacağından kaygılanan katil, müzik için ara verildiğinde, heyecandan elleri titrediği için sigarasını bir türlü yakamaz. Katilin hareketlerinde gözle görülür bir telaş başlamıştır. Müzik tekrar başlar. Davulcu, orkestranın doğal işleyişini bozacak biçimde tepkilerini, heyecanını gizleyemez. Davula olanca gücüyle vurmaya başlar. Gözleri çok daha hızlı kırpmaya başlamıştır. Gittikçe artan yakalanma korkusunun gerilimine dayanamayan davulcu, birden bayılır ve dikkatler onun üstüne çekilir.

Sinemada korku ve gerilim konusunda bir gerilim filminde, kadın evin çevresinde dolaşan birini görür. Dışarıdaki adam pencereleri yoklamaktadır. Kadın sessizce sokak kapısını kilitler. Birden mutfak kapısının açık olduğu aklına gelir. Mutfağa koşar, adam kapının arkasında, mutfak masasının arkasına saklanır ve dolaptan bir bıçak alarak beklemeye başlar. Kapı yavaşça aralanır. Gelen kadının kocasıdır. Gerilimin iyice arttığı bu sahne şöyle kurgulanabilir;

a. Kadın hızla mutfağa girer.
b. Mutfak kapısına adamın yaklaştığı görülür.
c. Masanın arkasına saklanır.
d. Oynayan bir kapı kolu
e. Kadının eli dolaptaki bıçağa gider.
f. Kapı yavaşça açılır.
g. Kadının heyecanla bakan yüzü
h. İçeri giren kadının kocasıdır.

David Bordwell

David Bordwell, kararmanın, zincirlemenin, silinmeli açılmalı kararmanın bir çekimden öbürüne son derece yumuşak bir geçiş yapmamızı sağladığını, kesmenin ise zaman ve uzamı bölerek, çok değişik bir etki yarattığını vurgular. Bordwell ‘The Birds’den bir ayrımı örnek vererek Hitchcock’un gerilimi nasıl yarattığını gösterir;

Yarı Genel Çekim : Melanie, Mitch ve kaptan lokantada pencere önünde konuşurlar.
Göğüs Çekimi : Melanie pencereden dışarı bakar, bir şeyleri izlediği bellidir.
Uzun Çekim: Melanie’nin görüş açısı; Cadde ve benzin istasyonu, solda bir telefon kulübesi. Kuşlar uçmaktadırlar..
Göğüs Çekimi: Üçü de profilden görülür. Pencereden dışarı bakarlar.

Sinemada korku ve gerilim konusunda dört çekimde de zaman ve uzam değişir. Bu sahnenin kesmeye başvurulmadan gösterildiğini varsayalım. Alıcı pencereden dışarı bakmak için dönen Melanie’ye kayar. Pike yapan martıları göstermek için pencereye çevrinir, sonra da Melanie’nin yüzünü göstermek için Melanie’ye çevrinir. Bir uzun çekimde bu sahneyi göstermek olanaklı olduğu halde uzun çekimde alıcı ne denli hızlı devinirse devinsin, kesmenin yarattığı etkiyi sağlayamaz. Çünkü Hitchcock gerilimi arttırmak için çekimler arası çizgisel, ritmik, zamansal, uzamsal ilişkiler kurar.

Bu yazımızdan keyif aldıysan SinePlus Akademi yeni dönem Film Analizi Kurslarına katılabilir, filmleri izlemenin ötesine geçip onları okuyabilirsin.

Bilgi ve Kayıt için: Tıkla…

edebiyatta korku ve gerilim, korku ve gerilim, korku ve gerilim arasındaki farklar, sinemada korku ve gerilim


sineplus

BURASI MUTLU YÜZLER AKADEMİSİ; EN İYİSİNİ YAPANLAR MERKEZİ...

Bir cevap yazın

Fulya Mah. Ortaklar Cad. Güneş Apt. No:12 D:7 Mecidiyeköy
0212 920 00 66 | 0532 542 08 75 | info@sineplusakademi.com

Sitemizde 128 bit güvenlik ve iyzico altyapısıyla güvenle alışveriş yapabilirsiniz.
Her Hakkı Saklıdır © 2018 - SinePlus Prodüksiyon ve Eğitim Hizm. Tic. Ltd. Şti.-Sevgi ve Gözyaşıyla Üretildi.