Alfred Hitchcock sineması

Alfred Hitchcock Sineması

Alfred Hitchcock sineması olarak birçok karakteristik özelliğinin olduğunu söyleyebiliriz. Alfred Hitchcock sineması içerisindeki özgün fikirleri büyük ölçüde kişiliğinin farklı özelliklerinden almıştır. Hitchcock’un sinema dili ilk filmlerinin ardından kesin çizgilerle ortaya çıkmıştır.

Alfred Hitchcock Sineması

Sinema hayatı boyunca Alfred Hitchcock, kendi oluşturduğu gerilim sineması tarzından çok fazla ayrılmamıştır. Hitchcock’un İlk olarak İngiltere’de başlayan yönetmenlik hayatı bir süre sonra Hollywood’da devam etmiştir ve Hitchcock filmleriyle ünlü bir yönetmen olduktan sonra, yapımcılığını da kendisinin yaptığı bağımsız filmler üretmiştir.

Alfred Hitchcock’un Hayatı

1930’lu yıllardan günümüze kadar eski ve yeni bütün korku veren simgeleri, ögeleri, olayları, estetik ve sanatsal biçimde kullanan yapımcı ve yönetmen Alfred Hitchcock olmuştur.

Alfred Hitchcock, 13 Ağustos 1899 yılında Londra’da bir İngiliz orta sınıf ailede doğdu, sıkı bir Katolik eğitimi aldı. Sinemaya jenerik sanatçısı olarak girdi, asistanlık yaptı ve 1925’de ilk kez tek başına olarak “Zevk Bahçesi”ni yönetti. Asıl ününü ise ilk sesli filmi olan ‘Şantaj’la yaptı. Bu filmde British Museum’da geçen takip sahnesi, sonraki birçok filminin klasik bölümü olarak yinelenecekti.

Alfred Hitchcock’un küçük yaşta Londra’da Katolik kilisesine bağlı Cizvit Mezhebine ait ‘İgnatius Koleji’nde eğitim alması onun kişiliğinin şekillenmesinde önemli bir rol oynamıştır. Onun birçok filminde yer alan ‘işlemediği bir suçtan ötürü suçluluk duyan insan karakteri’ belki de ona çocukluk yıllarında babasının oynadığı bir oyunun etkisi vardır.

Sherlock Holmes Etkisi

Alfred Hitchcock’un ayrıntılara ve düzenli olmaya önem veren aşırı titiz kişiliği, ilerleyen yıllarda sinemaya da yansır. Hitchcock kendi kişilik özelliklerini bulduğu Sherlock Holmes romanlarından çok etkilenir. Çoğu filminde, kahramanlarına Sherlock Holmes romanlarından alıntılar yaptırır.

Sherlock Holmes, ayrıntılara olan aşkı, soğukluğu, sınıflandırmalara duyduğu ilgi ve hep aynı giysileriyle, saplantılı kişilik özelliğine sahip bir örnektir.

Alfred Hitchcock gençlik yıllarından itibaren sinemaya ilgilidir. Gençlik yıllarında Charlie Chaplin, D.W. Griffith, Buster Katon, Douglas Fairbanks, Mary Pickford ve Marnau’nun filmlerini takip etmiştir.  Tüm bu yönetmenlerin içinde en çok Griffith’den etkilendiğini belirtmiştir. Griffith’in özellikle ‘Hoşgörüsüzlük’, ‘The Birth of a Nation’ filmleri, Hitchcock’un en sevdiği filmler arasındadır.

Alfred Hitchcock, 1920’lerde sinemanın temel bilgilerini öğrenmişti. Ressam, sanat yönetmeni, senarist, yönetmen yardımcısı olarak çalışmaktaydı. Bu arada Londra Üniversitesi’nde eğitimini sürdürüyordu. Öğrenim dalı resimdi. Özel yaşamı kısır, çevresi çok dardı. Yirmi üç yaşına geldiğinde ağzına içki koymamış, eli karşıt cinsten bir kızın eline değmemiştir.

Alfred Hitchcock, gençlik yıllarında cinsel konularda çok bilgisiz olacak kadar tutucu bir insandı. Hayatı boyunca sadece bir kadınla birlikte olması onun ahlakçı yapısını gösteriyor.

Ömrü boyunca aynı kadına ve aynı tür sinemaya bağlı kalmak gibi zor bir işi gerçekleştiren yönetmen, yine de hayatının tam anlamını ve bir ahlaksal anlayışının sınırlarını sinemada bulmuştur.

İlk Hitchcock Filmleri

Alfred Hitchcock sineması konusunda 1920’li yıllarda sinemaya adımını atan Hitchcock, 1925 yılına kadar sinemanın içinde birçok görevde bulunur. Sinema tekniği konusunda bu dönemde kendini geliştirme imkanı bulduğu bu dönemde henüz sinemada ses unsuru kullanılmaya başlanmamıştır. Hitchcock, o dönem İngiliz sinemasının iyi yönetmenlerinden olan Graham Cutts’a yardımcı yönetmenlik yapmıştır. Hitchcock sessiz sinemanın bu son dönemlerinde ilk filmlerini yapmaya başlamıştır.

Arayazı süsleyicisi olarak 1920’li yıllarda sinemaya giren Hitchcock, senaryocu ve dekorcu olarak bir süre (1921 1922) Donald Crisp ve George Fitzgerald’ın filmlerine katkıda bulunduktan sonra Graham Cutts’a yönetmen yardımcılığı yaparak mesleği öğrendi.

1922-1925 yılları arasında beş filmde yardımcı yönetmenlik görevinde bulunan Hitchcock, 1925 yılındaki ‘Gururun Düşüşü’ filminin ardından yapımcı Michael Balcon’dan yönetmenlik teklifi alır. İlk yönetmenlik yaptığı filmi ‘Zevk Bahçesi’ filmidir.

Alfred Hitchcock sineması ile ilgili yardımcı yönetmenlik görevini üstlendiği bu beş sessiz film tam olarak olmasa bile, Alfred Hitchcock sineması ile ilgili ilk örneklerini oluşturmaktadır. Hitchcock, bu filmlerin içinde ‘Kadın Kadına’nın en başarılı film olduğunu söyler. Tüm bu filmlerin her birinin çekimleri altı hafta kadar sürmüştür. Hitchcock bu serinin son filmi ‘Gururun Düşüşü’nün ardından yönetmenle anlaşmazlığa düşer ve yardımcı yönetmenlik görevini bırakır.

Yönetmen olarak Alfred Hitchcock’un 1925-1929 yılları arasında sessiz dönemde çevirdiği dokuz filmden “Zevk Bahçesi” ve “Kolay Erdem” ve özellikle “Kiracı” anılmağa değer eserlerdir. Özellikle üzerinde cinayet şüphesi olan bir kiracıyı anlattığı son filminde Ivor Novello’nun sanatçı kişiliğini ve bu türe en yatkın çekimleri belirleyerek daha bu dönemde adını duyurmuştur.

Alfred Hitchcock’un İngiltere Dönemi

Alfred Hitchcock sineması ile ilgili onun yönetmenlik hayatı boyunca İngiltere’de yaptığı filmler büyük önem taşımaktadır. Hitchcock bu filmler sayesinde tüm dünyada tanınır. Bu ilk filmler, Hitchcock’un kendine özgü gerilimin karakteristiklerini de taşımaktadır. İngiltere dönemi için Hitchcock şunları söyler; “İngiltere’de çalışmak, doğal içgüdülerimi geliştirmemi sağladı. Sonra da yeni, çizgi-dışı fikirler uygulamama yardımcı oldu.”

Sessiz sinemanın son döneminde yönetmenliğe başlayan Hitchcock, hem sesli sinema hem de sessiz sinemada filmler çekmiştir. Alfred Hitchcock’un ilk yönetmenlik denemesi olan ‘Zevk Bahçesi’ filmini 1926’da yaptığı ‘Dağ Kartalı’ isimli filmi takip eder. Aynı yıl yaptığı ‘Kiracı’ isimli filmi Hitchcock’un ilk filmleri içinde en çok sahiplendiği filmidir.

Alfred Hitchcock sineması konusunda ‘Kiracı’da ilk kez küçük bir rolde oynar. İlk önceleri, sadece ekranı doldurmak amacıyla oynanan küçük bir rol, daha sonraki filmlerde bir alışkanlığa dönüşür. Hitchcock’un küçük rollerine alışan izleyici için, onun hangi sahnede oynayacağını bulmak bir oyun halini alır. Hitchcock da seyirciler rahatça izleyebilsinler diye filmlerinin henüz başlarında kısa bir an için küçük bir rolde görünür.

Alfred Hitchcock’un 1926 yılında gerçekleştirdiği ‘Kiracı’ filmi de, onun en içten yapımlardan biridir. Bu sürükleyici melodramda, zekice düşünülmüş görüntüler kullanılmıştır. Hitchcock, ‘Yokuş Aşağı’ , ‘Kolay Hüner’ , ‘Yüzük’ , ‘Çiftçinin Karısı’ ve ‘Manx’li Adam’ filmleriyle bu gösterişli olmayan yöntemini sürdürmüştür, ancak ‘Kiracı’ filmindeki başarı çizgisine ulaşamayacaktır. ‘Şantaj’ filmi zayıf bir anlatım ve kaçınılmaz diyaloglara sahip olmasına karşın, Hitchcock’un ilerlemeci ruh yapısını göstermesi bakımından önemlidir. Görsel görüntünün dramını vurgulama olarak sesin kullanımı üzerine çok fazla yorum yapılmıştır. Onun sessiz versiyonu, diyaloglusundan daha iyi olarak kabul edilmektedir.

Alfred Hitchcock’un Hollywood Dönemi

Sinema eleştirmenleri, özellikle Alfred Hitchcock’a hayranlıkları bilinen Fransız eleştirmenler, Hitchcock’un Hollywood döneminde yaratıcılığının en yüksek seviyeye ulaştığını düşünmektedirler.

Alfred Hitchcock sineması konusunda O, Hollywood’a ilk olarak ‘Titanik’ isimli filmi yapma amacıyla gelmiştir. Yapımcının fikrini değiştirmesi ile Hollywood’da ilk filmini 1940 yılında ‘Rebecca’yı çekerek yapmıştır.

Alfred Hitchcock, ünlü yapımcı David O’Selznick’in davetiyle Hollywood’a gitti ve ilk filmi “Rebecca” en iyi film Oscar’ını aldı (1940). Bir süre Selznick’le kaldı ve “Yabancı Muhabir”, ” Aşktan da Üstün”, “Öldüren Hatıralar” gibi ünlü filmlerini çekti. Daha sonra bağımsızlığı seçti ve ömrünün sonuna dek, yapımcı-yönetmen olarak filmlerini istediği gibi hazırladı.

Alfred Hitchcock sineması ile ilgili artan şöhreti onu, İngiltere’deki gerilim filmlerinin tarzını sürdüren filmler yaptığı Hollywood’a kaçınılmaz olarak sürüklemiştir, ancak, artık bu; yapım yönetimi ve star değerleriyle belirsiz hale getirilmiş ‘Yabancı Muhabir’ (1940), ‘Rebecca’ (1940) ve ‘Şüphenin Gölgesi’ (1943), aşağı yukarı onun İngiliz tarzına daha yakındı, ancak artık bu, sinematik kuruluşun, dikkati başrol oyuncularının üzerine çekmeyi de içine alan, sahte-duygusal çatışmalara bağımlı kalmak durumunda olan, bir ‘Öldüren Hatıralar’ (1946) ve ‘Celse Açılıyor’ (1947) meselesiydi. Savaşla ilgili tek filmi olan ‘Yaşamak İstiyoruz’ (1944) işleri yapmanın demokratik ve totaliter yolları arasındaki çatışmanın alegorisi olmayı hedeflemiştir.

Hollywood’daki ilk filminde, İngiltere döneminden farklı olarak Hollywood etkisini hissettiğini söyleyen Alfred Hitchcock, ‘Rebecca’ filminin İngiltere’de olsa daha farklı olacağını düşünmüştür. Hitchcock’a göre; filmdeki Amerikan etkisi çok belirgindir. Amerika’da film yapmak İngiltere’ye göre daha rahat ve geniş bir bakış açısı getirmeyi sağlamaktadır.

1950’lerdeki ‘Trendeki Yabancılar’, ‘Cinayet Var’, ‘Arka Pencere’, ‘Çok Bilen Adam’ (yeniden çevirdiği tek filmi), ‘Ölüm Korkusu’, ‘Gizli Teşkilat’ gibi filmleri büyük iş yaptı. Televizyonda kısa korku hikayeleri serisini başlattı. Filmleri büyük bir heyecanla izlenen bir yönetmen olmuştu.

Bugüne kadar, egemen olduğu sistem altında Alfred Hitchcock’un Hollywood’da uluslar arası bir üne sahip tek İngiliz ustası olduğuna şaşırmamak gerekir. Bu gizemli öykü ustasının sağladığı eğlencenin ulusal yaşam içerisinde kök salmış olmasına gerek yoktu. Gizemliliğe duyulan ilgi uluslararasıdır.

Alfred Hitchcock’un Bağımsız Yönetmenlik Dönemi

Alfred Hitchcock sineması ile ilgili filmlerinde kendine özgü anlatıyı oluşturmaya çalışmanın yanı sıra, istediği senaryoyu çekebilmek konusunda da bağımsız olmayı istemiştir. Ancak 1934 yılına kadar yapımcıların istedikleri senaryoları filme çekebilmiştir. 1934 yılında yaptığı ‘Çok Şey Bilen Adam’ filminin ticari başarısı sonucunda yapımcılar tarafından kendisine istediği öyküyü seçebilme özgürlüğü tanınmıştır. Bunun sonucunda ’39. Basamak’ filmini çekmeye kara veren Hitchcock, Hollywood’a gitmesinin ardından, tamamen bağımsız filmlerini çekmeye başlayacaktır.

Alfred Hitchcock, son yıllarında ‘Kuşlar’, ‘Hırsız Kız’, ‘Topaz’ gibi filmlerle yine ilgi çekti. Ülkesi İngiltere’ye dönerek çektiği ‘Cinnet’ ilk filmlerinin havasını taşıyordu. 1976’daki son filmi ‘Aile Oyunu’dur. 1980 yılında da hayata veda etti. O, yalnızca gerilim ustası değil, filmlerine kattığı sinemasal değerler, zor sahneler için bulduğu teknikler ve sinema dilinin oluşmasına büyük katkılarıyla anılacaktır.

Alfred Hitchcock Filmlerinde Gerilimi Oluşturan Aşamalar

Gerilim ögelerinin, filmin çekim aşamasına gelmeden belirlenmesine Alfred Hitchcock büyük bir önem vermiştir. Yapım öncesi aşamanın ilk evresi senaryonun belirlenmesidir. Alfred Hitchcock filmlerinin senaryoları çoğunlukla hikaye, roman, tiyatro eseri gibi metinlerin uyarlaması olmasına rağmen, filmler genellikle metnin ilk halinden farklıdır. Hitchcock’a özgü gerilim yaratma teknikleri ile filmler orijinal metnin önüne geçmiştir.

Öykü anlatımında gerçekçiliğin yeniden yaratımı ve hareket süreci içinde gerçek zamanın oluşturulmasının sırları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Diğer taraftan bu yeniden doğan gerçekçilik bir anlam ve referans noktası sağlayacaktır. Bu, montajın soyutluluğunu destekleyen görüntünün artan gerçekçiliğidir. Örneğin Alfred Hitchcock gibi bir yönetmenin meslek birikimi temel dokümanlardaki potansiyel güç olarak şekil bulur.

Profesyonel sinemacılar kendi sanatsal etkinliklerini üç aşamaya bölerler: Ön Prodüksiyon, çekim, post-prodüksiyon. İlk aşama hazırlıktır, senaryo yazılır, oyuncu ve teknisyenlerle anlaşılır, çekim programı ve bütçe planlanır. Başka bir sanatta bu hazırlık dönemi göreceli olarak özgün değildir. Alfred Hitchcock, film sürecinin bu dönemine olağanüstü önem vermiştir. Filmi zaten kafasında tasarlamış olduğundan, filmin çekim sürecini biraz sıkıcı bulduğunu söylemiştir. Daha da ötesi bu en pahalı sanatta tam ve akıllıca planlama genellikle başarı ile başarısızlık arasındaki ayrımı ifade eder.

Alfred Hitchcock sineması konusunda ön hazırlık aşaması filmin doğuş aşamasıdır. Bu bölüm film hakkındaki fikirlerin geliştirilip, planlandığı, filmin amacının belirlendiği aşamadır. Her şeyden önce senaryo çerçevesinde, tahmini bütçe oluşturulur. Bütçeleme işleminin ardından çekimin gerçekleşebilmesi için ne gibi teknik ekipmanlara nasıl bir teknik ekibe gereksinim olduğu saptanır. Ortaya çıkan filmler yazıya dökülür. Senaryo şekillenir. Yönetmen, film hakkında detaylı, verimli ve kesin planlama sonuçlarını düzenler.

Önceden çekim için değişik fikirler planlayabilir, sonra da bunlardan biri seçilebilir. Alfred Hitchcock’un, “iyi bir film kurgu masasında değil, çalışma masasında yapılır.” Sözü bu konuda iyi bir öneridir.

Senaryo

Sinemada bütünselliği sağlamayı, sağlam, sağlıklı, eksiksiz, başarılı bir tasarım elde etmeyi olanaklı kılan ilk araç senaryodur. Elbette, tek başına senaryo başarılı bir görsel tasarım için yeterli değildir. senaryodan başka etmenler, ögeler, araçlar, süreçler de devrededir. Ancak iyi bir senaryo, iyi bir yönetmen ve yapımcı için ayağını sağlam basabileceği bir zemin oluşturur. Ama, tek başına senaryo iyi bir filmin ortaya çıkmasına yetmez.

Alfred Hitchcock sineması ile ilgili filmlerinde senaryoya önem vermiştir. Hitchcock’un ilk sinema deneyimleri de senaryo yazmayla başlar. Bir Amerikan şirketi olan Paramount Famous Players Lasky’nin Londra’da açtığı bir şubeye arayazı süsleyicisi olarak başvuran Hitchcock, François Truffuat ile yaptığı söyleşisinde şunları söyler; “O günlerde, çok sayıda Amerikalı yazarla tanışıp senaryo yazma tekniğini öğrendim Bazen fazladan bir sahneye ihtiyaç duyulduğunda benim yazmama izin veriliyordu.bu arada bir dergide okuduğum bir romanı sırf deneme olsun diye senaryo haline getirdim. Bir Amerikan şirketinin bu romanın telif haklarını elinde tuttuğunu biliyordum. ama dediğim gibi bu sadece bir denemeydi.”

Alfred Hitchcock’un esin kaynakları değişiktir. Ama yönetmen, çıkış noktası ne olursa olsun, önce verilen çeşitli konular, öyküler, kitaplar veya senaryolar arasında bir ‘seçme’ yapmakla, sonra senaryoyu, her noktası üstünde uzun uzun düşünerek hazırlamakla tüm bu değişik kökenli malzemeden kendi dünyasını yaratmaktadır.

Alfred Hitchcock sineması ile ilgili filmlerinin öykülerini oluştururken edebiyattan özellikle de hayranı olduğu William Sheakspear’den yararlanmıştır. Ancak Hitchcock, edebiyat başyapıtlarını sinemaya uyarlamaktan her zaman kaçınmıştır.

Filmlerinde gerçekliği, inandırıcılık ve gerilimin etkili olması amacıyla kullanan Alfred Hitchcock, senaryolarını gerçek yaşamın sıradanlığı karşısında yarattığı olağanüstü karakterlere dayandırmaktadır. Gerçekliği bir noktaya kadar savunan Hitchcock, kurmaca senaryonun gereğinden fazla gerçekçi ve inandırıcı olmasının gerekmediğini ve seyirciyi anlattığı hikayenin olağanüstülüğüne inanması için, ikna etmek zorunda olmadığını
savunmaktadır.

Alfred Hitchcock sineması konusunda filmlerinin önemli bir özelliği de, komedi unsuruna yer vermesidir. Hikayenin doruk noktasına ulaştığı anlarda seyirciye belki de bir nefes aldırmak için birçok Hitchcock filminde güldürü ögeleri yer alır.

Görüntü

Görüntü, zaman ve mekanda dolaşmamızı sağlayan temel araçtır. Görüntü sadece ışık dalgalarının retinaya yansıması gibi fiziksel ve biyolojik bir durum değil, zihin ve düşünce süreçlerinin daha aktif bir rol oynadığı durumdur. Üretilen nesneler zihinden geçer ve nesnenin anlamı da böylelikle oluşur.

Gerilim sinemasının en önemli yönetmeni olarak kabul edilen Hitchcock, filmlerinde seyirciyi oyalamayı, sürüklemeyi amaç edinen, ama bunun için tümüyle sinemasal bir anlatım tekniği geliştirmiştir.

Alfred Hitchcock sineması ile ilgili onun sinemaya sessiz film döneminde başlamasının kendisi için bir avantaj olduğunu düşünmektedir. Sessiz film döneminin görüntü anlatımına öncelik vermesi Hitchcock’un sinema dilini geliştirmesini sağlamıştır. Sessiz film döneminden kalma anlatım alışkanlıklarını yönetmen sesli filmler döneminde de sürdürmüştür.

Alfred Hitchcock, henüz yönetmenlik hayatına başlamadan önce fotoğrafçılıkla uğraşmıştır. Bu uğraşı ona iyi bir görüntünün nasıl olması gerektiği konusunda kendisini geliştirme imkanı sağladı. Hitchcock, fotoğraf görüntülerinde üçüncü boyutun sağlanması gerektiğini ve bunun sinemada da kullanılması gerektiğini düşünmüştür.

Alfred Hitchcock’un, görüntünün boyutları konusunda henüz sinemaya başlamadan önceki bu görüşleri, onun sinema hayatı boyunca sürecek olan daha derinlikli görüntüyü elde etmek için deneysel çalışmalarının bir ön habercisi gibidir.

Görüntü Dili

Alfred Hitchcock sineması ile ilgili onun görüntü konusunda, sinema hayatı boyunca birçok deneysel çalışmalarda bulunmuştur. Görüntü dilinin anlatımını en üst seviyeye çıkarmak ve sinema sanatının sınırlarının ne olduğunu keşfetmek amacı taşıyan bu denemelerinin çoğu, günümüz modern sinemasında bile hala Hitchcock tarzı olarak kullanılmaktadır.

‘Kiracı’ filminde çığlık atan sarışın kadın görüntüsü için büyük cam parçasını kadının başının çevresine koyar. Kadının saçlarını etrafa yayar ve camın arka yüzünde ateş yaktırır. Böylelikle, kadının saçlarının parlaklığı vurgulanmış olur.

Alfred Hitchcock, ‘Sabotaj’da çocuk, otobüsün içinde, yanında bombayla otururken, bombayı her gösterişinde farklı açılardan kesme yapar. Amacı, bombayı canlandırmak, hareketlendirmek ve seyirciye mesaj vermesini sağlamaktır.

‘Sahne Korkusu’ filminin jeneriğinde hızla gitmekte olan bir araba kameraya yaklaşır, yaklaşır ve kamerayı yani seyircileri ezip geçer.

‘Ölüm Korkusu’nda Hitchcock, Kim Novak’ın yükseklik korkusunu görüntüyle anlatabilmek için, bir asansör kurdurur. Kamera yüksek bir yerden aşağı doğru iner. Bu sırada yukarı doğru ‘zoom’ yapan kamera, aynı zamanda ‘Kim Novak’ın öznel açısıdır.

Alfred Hitchcock sineması konusunda filmlerinde kamera genellikle seyircinin gözükmüşçesine hareket eder. Oyuncuların tüm hareketi sanki onların farkında olmayan biri tarafından izleniyormuş gibi sunulur. Bu bakımdan görüntülerin kaydedilmesi nesnel değil özneldir. Bazen de oyuncular başkalarını izlerler. Bu durumda kamera yine özneldir. Bu kez oyuncu ve seyirci özdeşleşmiş birlikte film içinde gerçekleşen hareketleri izlemektedir.

Alfred Hitchcock, birçok nesneyi gerilimi artırmak amacıyla kullanmıştır. Filmdeki tüm aksesuarlar birer oyuncu gibi önemlidirler. Hitchcock gereksiz nesneleri filmlerinde çok fazla kullanmamaya özen gösterir.

Işık

Bir görüntü sanatı olan sinema ışıksız düşünülemez. Sinema teknik olarak ışığa dayalıdır. Hem görüntünün saptanmasında, hem de saptanmış görüntünün izlenmesinde ışık birincil derecede önemlidir.

‘Lekeli Adam’ filminde Alfred Hitchcock, jeneriğin ardından, seyirciye doğru yürürken görülür. Hitchcock’un devasa gölgesi yere vurur. Yönetmen diğer filmlerinden farklı olarak bu filminde, seyirciyle karşılıklı iletişime geçer. Çünkü bu film diğer Hitchcock filmlerinden farklıdır. Bu fark da konusunu kurmacadan değil, gerçek bir öyküden almasından kaynaklanır. Hitchcock’un koyu gölgesi ve karanlık yüzü seyirciye doğru ilerlerken, yukarıda bir yerlerden, ürkütücü tonda gelen dış ses ve müzik eşiliğinde seyirciye şöyle seslenir: “Konuşan kişi benim. Alfred Hitchcock. Geçmişte sizi kuşkuda bırakan birçok film yaptım. Ama bu sefer değişik bir film yapmak istedim. Bu gerçek bir öykü……”

Film İncelemeleri

Alfred Hitchcock sineması konusunda filmleri, seyirciyi güvenlik ve güvensizlik arasında sarsmayı amaçlar. Şiddet sahnelerinin çoğunu göz kamaştıran parlak ışıklar oluşturur. ‘North by Northwest’ de, kahramandışarıda dolaşırken her köşede aynı gölge ile karşılaşır. Bu seyircide güvensizlik duıygusu oluşturur. Fakat kahramanın başına kötü bir olay gelmez. Kahraman güneşin tepede parladığı güneşli bir yere geldiğinde seyirci rahatlamıştır. Fakat güvenli sanılan yerde kahraman tehlike ile karşılaşır.

‘Sahne Korkusu’nda kadın ve erkeğin orkestra salonunda saklandıkları sahnede ışıklandırma oyuncuların gözlerine yapılmıştır. Tüm sahne boyunca bakışlar anlamı oluşturan en önemli görüntü ögesidir.

‘İp’ de ise, gerçek zamanlı ilerleyen ve tek mekanda geçen filmin inandırıcı olabilmesi için, bir gün içinde yaşanabilecek olan ışık değişimleri stüdyoda gerçekleştirilmiştir. Örneğin; filmde yapay bulutlar ve ışık dengesiyle pencereden giren güneş ışıkları oluşturulmuş ve Alfred Hitchcock güneşin portakal rengindeki ışıklarının gün batımı atmosferini bozduğunu düşündüğü için yapılmış olan birçok çekimi hiç kullanmamış ve aynı çekimleri yeniden yapmıştır.

‘Şüphe’ filminde içinde zehir olan bir bardak sütün içine Alfred Hitchcock ışık koyar. Gerilim nesnesi olan bir bardak süt, Cary Grant’ın elinde dikkatleri üzerine çeken baş aktör gibidir.

‘Şantaj’da Alfred Hitchcock, ‘Shüfftan Yöntemi’ adı verilen bir yöntem kullanarak, çekim mekanı olan müze içinde yeterli ışık olmaması problemini aşmaya çalışır. 45 derecelik bir açıyla yerleştirdiği büyük bir aynaya müzenin görüntüsünü yansıtır. Böylelikle 9 ayrı odayı gösteren farklı görüntülerle bir derinlik sağlar

Kurgu

Çekim sonrası aşamasında kaydedilmiş ham görüntü parçalarından, üzerinde anlaşmaya varılıp en çok beğenilenleri seçilir. Kaba ve ince kurgulamanın yapıldığı ‘Post Production’ aşamasında ses ve görüntü birleştirme, ek ses kaydı, gereken sahneler için özel efekt kullanımı, jenerik, fragman işlemlerinin yapıldığı süreçtir. Post Production’da yetersiz kalmış veya yetersiz görülen sahneler yeniden çekilebilir.

Alfred Hitchcock’un “ekranı heyecanla doldurmak” ya da “bir filmi, bir halı gibi, boş nokta bırakmamacasına işlemek” gibi sözlerle belirttiği kuramları kuşkusuz ilginç, olduğu denli de tartışmaya açıktır. Ama yönetmenin bu kuramı pratiğe dökmek, bu savlı sözleri sinemada uygulamak için yaptıkları, kuşkusuz övgüyle, saygıyla anılmaya değer. Hitchcock, sinema tekniği üstünde çok düşünmüş, kafa yormuş yönetmenlerden biridir. Bunu Eisenstein gibi düşüncelerini kuramlaştırmak ve kağıda dökmek biçiminde değil, genellikle Amerikan yönetmenlerine özgü biçimde alçak gönüllü bir profesyonel tavrı içinde uygulamakla yetinmiştir.

Alfred Hitchcock sineması ile ilgili görsel anlatıma önem veren ve bol kesme içeren kurgulamayı benimser ve Sovyet kuramcıların kurgu anlayışından etkilenir. Bu düşünceye karşı bir görüş olarak Tarkovski’nin filmlerini ve kurgu konusundaki görüşlerini örnek gösterebiliriz. Andrey Tarkovski, Hitchcock filmlerinde çok iyi örneklerinin sergilendiği Sovyet Kuramcıların kurgu görüşlerine şu yorumları getirmiştir; “ ‘Kurgu Sineması’ temsilcilerinin, kurguyla iki ayrı kavramdan üçüncü bir düşünceyi oluşturma düşünceleri, bence sinemanın doğasına tamamen aykırıdır. Kavramlarla oyun oynamak hiçbir sanat türünün amacı olamaz, ayrıca özü de hiçbir keyfi kavram bağlantısında yatmaz. Puşkin, “şiir biraz saf olmalı” derken, gizem ve büyü yoluyla manevi etki alanına erişmeye çalışan görüntünün bağlı olduğu maddenin somutluluğunu düşünmüş olmalı. Kurgunun bir filmi şekillendiren en önemli ögesi olduğu görüşüne katılmak çok zordur. Eisenstein ve Kuleshov’un ‘Kurgu Sineması’ taraftarlarının iddia ettikleri gibi, filmin kurgu masasında doğduğunu söylemek çok güçtür”

Andrey Tarkovski, bu görüşlerinde kurgunun çekimlere kıyasla daha önemsiz olduğunu savunur. İki yönetmenin görüntü dili ile anlatıma önem veren özelliklerinin benzeşmesine rağmen, Hitchcock’un kurguya önem veren anlatım tercihi ile bu görüş oldukça zıttır.

Film İncelemeleri

Film çağrışımsal montaja dayanır. Alfred Hitchcock montajın sinema sanatının özü olduğuna inanır. Kuramcılar sinemada anlamın tek bir çekimle değil, kurgu aracılığı ile bir araya gelen görüntülerle oluşacağına inanırlar. Lev Kuleshov’un deneyinde oyuncunun yüzü yakın çekimle gösterilir. Bu çekimi ölmüş bir bebeğin çekimi izler. Daha sonra yeniden oyuncunun yakın çekimine dönülür. Yüzde yalnızca acıma ve merhamet duyguları vardır. Ama Kuleshov aynı yakın çekimi bir tas çorba çekimi ile yan yana getirerek açlık duygusunu anlatır. İşte Pudovkin buna çağrışımsal montaj diyor. Hitchcock’un ‘Arka Pencere’ de yaptığı da budur.

‘Arka Pencere’de Jeffries silahını sonuna dek elinden bırakmaz. Mr. Thorwald onun üzerine yürüdüğünde fotoğraf makinesinin flaşını patlatır, Mr. Thorwald’ın gözleri kamaşır. Flaşı yeniden patlatmak için gerekli hazırlıkları yapan Jeffries, silahına kurşun yerleştiren bir silahşordan çok da farklı değildir. Bu sahnede film Aynzenştayncı bir montajı sergilemeye başlar. Çekimler arası ilişkide karşıtlık ilkesi başat olur. Böylece filmin başından beri süren görüş açısına bağlı montaj da son bulur.

‘Kiracı’ filminde Alfred Hitchcock, çığlık atan bir kadın görüntüsüne ‘Bu Gece, Altın Bukleler’ adlı müzikal oyunun ışıklı reklam panosuna kesme yapar. Sonra bu ismin sudaki yansımasını gösterir. Sonra da çığlık atan kızın suda boğulmuş cesedini gösterir.

Ses ve Müzik

Sesin filmlerde kullanılmasını yenilik olarak kabul etmemek gerekir. Çünkü filmlerde, önemli olan görüntüsel anlatımdır. Ancak ses elbette görüntüsel anlatımı destekler.

Filmlerdeki ses kullanımı üçe ayrılır;
– Diyalog
– Ses efektleri
– Müzik

Sesin sinemanın görselliğine olumsuz bir etki yaptığını savunan Alfred Hitchcock, kendi filmlerinde diyalogların filme tiyatral bir yön vermesinden kaçınmak için çekim senaryosunda diyalogları görsel biçimden açıkça ayırmaya önem vermiştir. Ayrıca çok gerekmedikçe ve mümkün olan her durumda diyalogdan çok, anlatımı görüntü yardımıyla yapmaya ve görsel olgulara yüklediği anlamı olabildiğince artırmaya özen göstermiştir.

Müzik, gösterim içerisinde, bütünlüklü bir konuma sahiptir. Richard Wagner’in dediği gibi, “öteki sanatların şu anlama gelir dedikleri yerde, müzik bu vardır”Dekorun, oyuncunun, sözün göstergeleri belirli bir şeye göndermede bulunurken, müziğin nesnesi yoktur, müzik her anlama gelebilir. Özellikle yaratılmak istenen etkiyi vurgular.

Film İncelemeleri

‘Şüphenin Gölgesi’nde kızın katil haberini gazeteden okur. Seyircide kız birlikte gazetede yazan haberi okur. Hitchcock pratik olarak tüm bu haberleri diyalogla vermekten kaçınmış ve adeta sessiz sinema dönemindeki ara yazılara geri dönmüştür.

‘Cinayet’ filminde, o dönem filmlerin müziklerini sonradan kaydetmek olanaksız olduğu için, gerçek sahnenin arkasında otuz kişilik bir orkestra, filmin müziklerini çekimlerle eş zamanlı kaydetmişlerdir.

Alfred Hitchcock sineması ile ilgili onun müzikleriyle ön plana çıkan filmlerinden biri, ‘Çok Şey Bilen Adam’ dır. Hitchcock yönetmenliği boyunca sadece bu filmi iki kez çekmiştir. İlk çekiminde yer verdiği konser salonundaki cinayet sahnesinde tüm sahne boyunca orkestranın çaldığı müziğe yer vermiştir. Gerilim oluşturmada kullandığı nesnelere bu filmde bir müzik aletini ‘Zil’ i eklemiştir. İkinci çevrimde, konser sahnesi yine oldukça uzun tutulmuştur. İkinci çevrimin müziklerini Hitchcock’un birçok filminin de müziklerini yapan Bernard Herman yapmıştır.

‘Şüphenin Gölgesi’nde ses unsuru bu kez seyirciye mekanı tanıtmak amacıyla akıllıca kullanılmıştır. Erkek oyuncu kendine gelen telgrafı yüksek sesle okur. Görüntü zincirleme ile bir kasabayı gösterir. Tam bu anda erkek oyuncu telgrafın geldiği yeri okur. ‘Santa Rosa’ – ‘California’- böylelikle gördüğümüz yerin neresi olduğunu anlarız.

‘Kuşlar’da ise, kuşların rahatsız edici gürültüsü, yüzlerce kuşun elektrik telleri üstünde göründüğü sahnede yerini yine sessizliğe bırakır. Bu kez kuşlar görüntüleri ile rahatsız etmektedirler. Sahnenin sessizliği endişeyi ve gerilimi daha da artırmaktadır. Sanki bu bir çeşit ‘fırtına öncesi sessizlik’ gibi bir durumdur.

‘Kaybolan Kadın’ da İngiltere büyükelçiliğine ulaştırılması gereken melodi film boyunca kahramanın diline dolanır. Ancak tam da elçiliğe ulaştığında melodiyi hatırlamaz. Sanki film boyunca melodiyi ezberletmeye çalıştığı seyirciden o anda hatırlayabilmek için yardım ister gibidir. Fakat tam bu sırada beklenmedik bir şey olur. Bir piyanodan melodiyi duyarız. Yaşlı kadın elçilik binasında piyanoyla melodiyi çalmaktadır.

Bu yazımızdan keyif aldıysan SinePlus Akademi yeni dönem Film Analizi Kurslarına katılabilir, filmleri izlemenin ötesine geçip onları okuyabilirsin.

Bilgi ve Kayıt için: Tıkla…

Etiketler: ,


sineplus

BURASI MUTLU YÜZLER AKADEMİSİ; EN İYİSİNİ YAPANLAR MERKEZİ...

Bir cevap yazın

Fulya Mah. Ortaklar Cad. Güneş Apt. No:12 D:7 Mecidiyeköy
0212 920 00 66 | 0532 542 08 75 | info@sineplusakademi.com

Sitemizde 128 bit güvenlik ve iyzico altyapısıyla güvenle alışveriş yapabilirsiniz.
Her Hakkı Saklıdır © 2018 - SinePlus Prodüksiyon ve Eğitim Hizm. Tic. Ltd. Şti.-Sevgi ve Gözyaşıyla Üretildi.