bağımsız sinema

Bağımsız Sinema

Bağımsız Sinema konusunda Türk sinemasında 1987-88’de başlayan, ama köklü olarak 1994’ten sonra ivme kazanan değişim-dönüşüm olgusu, bir çok yönden, bir önceki dönemle Temel farklılıklar ortaya koydu. Tümüyle değilse bile, büyük ölçüde var olan, geleneksel sinema sektörünün dışında gerçekleştirilen bu oluşum, giderek sinemamızda Bağımsızlar adlı bir kuşağın -ya da dönemin- başlangıcını oluşturdu.

Bağımsız Sinema

Burçak Evren

1994’ten başlayarak, aynı zaman biriminde, ama; amaç ve eylem açısından birbirlerinden farklı odaklardan hareket ederek sinema alanına giren yönetmen-yapımcılar sinema sektörünün alışılmış ilişkilerini-kalıplarını ve alışkanlıklarını radikal bir biçimde değişime uğratarak farklı bir sinema düzenin temsilcisi oldular. Bir önceki dönemlerin, gerek; biçim, üslup, sinemayı algılayış ve anlatımıyla ve gerekse film yapım, dağıtım, işletim, finanse kaynaklarıyla hiçbir ilişkisi olmayan yeni bir düzenin öncüleri konumuna geldiler. 1994 yılından sonra ortaya konulan koşullardan kaynaklanan, yeni bir düzen kurma gereksinimin kaçınılmaz sonuçları oluştu.

Sinemaya yöneliş, finanse kaynaklarını elde ediş sinemayı algılayış ve yansıtış açısından birbirleriyle hiçbir ortak yönü olmayan aynı zaman birimindeki ortaya çıkış, bir rastlantı sonucu da olmadı. Mevcut sinema sektörünün çöküş ya da eskisi gibi ilişkiler sonucu film üretemez konumuna düşmesinden sonra, her ne olursa olsun film yapma isteğinin doğal ve kaçınılma sonucu oluştu.

Bağımsız sinema ile uğraşanlar olgusunu genel olarak kendilerinden talep edilmeden, kendilerinin tüm riskleri göze alarak film yapmaya talip oldukları bir sinema eylemi düzeyinde tanımlamak da olası.

Bağımsız Sinemacıların Ortaya Çıkmasına Neden Olan Koşullar

Türk sinema ortamını etkileyen olgulardan en önemlisi 90’lı yılların sonlarına doğru yaşandı. Yabancı Sermaye Yasasınında yapılan değişiklik, ve 17, 30 ve 31 sayılı kararnamelerle Türk sinemasını koruyan tüm duvarlar yıkıldı. Başta dev Amerikan şirketleri olmak üzere, yabancı şirketlere ülkemizde şirket kurup, dağıtım ve gösterim hakları tanındı. Bu durum karşısında, sayın Onat Kutlar’ın ifade ettiği gibi: “Az gelişmiş, iyi örgütlenmemiş, küçük bütçelerle çalışan, teknolojik alt yapıdan yoksun, estetik çabaların henüz başlangıçta olan, geçmişte belki bir çok hataları bulunan ama bu hataların faturasını nasıl ödeyeceğini düşünen, alçak gönüllü, tutkulu ama çileli endüstrimizi sinema arenasında aslanların önüne attık. Ama hep gördüğümüz gibi, önümüzdeki yılın hemen hemen tüm haftaları (yabancı filmler tarafından) kapatılmaktadır. Salon bulamadığı için Türk film sayısı azalmaktadır. Kazanılan para ayakta durmaya bile yetmediği için kalite düşmekte, alt yapı ve benzeri yatırımlara hiçbir kaynak aktarılmamaktadır.”

Video Olgusu

Yabancı Sermaye Yasasının değişiminden yararlanarak Türkiye pazarına giren Majörler (dev Amerikan şirketleri) Tehlikeli ilişkiler ve Yağmur Adam’la başlattıkları gösterimlerini çok kısa zamanda tüm sinema salonlarını kapsayan bir yaygınlığa ulaştırdılar. Bu yaygınlık yalnızca gösterim alanıyla sınırlı kalmayıp, giderek işletme ve dağıtım tekelini de beraberinde getirmekte gecikmedi. Giderek, zaten kriz içinde devinen ulusal sinema, büyük ölçüde film üretememe konumuna düştü, ürettiği çok az sayıdaki filmi ise büyük kentlerin merkezi sinemalarında gösterememe zorluğunu yaşamaya başladı. Bu dönemde, ulusal sinemaya yönelik bir diğer tehlike ise korsan video olgusu idi. O dönem, Sinema Salonları işverenler Sendikası Başkanı olan Mehmet Soyarslan bu konuya şöyle değiniyordu.

“… Evet Türk filmleri sinemalarda hafta bulamıyor; çünkü yapımcılarımız hedef olarak artık beyaz perdeye değil, video ekranını seçmiş ve ona teslim olmuş durumdadır. Tabi bu davranışın sebepleri vardır. Bu sebeplerden biri sinema salonlarının çok az sayıda olmasıdır. Diğer sebep ise, yapımcılarımızın artık finansmanlarını videodan temin etmesi, bu nedenle bağımsız film yapmamasıdır. Filmler video dağıtım firmalarından temin edilen finansmanın limitleri dahilinde imal edilebiliyor.

Seyirci Olgusu

Bu durumda yapımcı sinemadan ne alsa onun için kar haline geliyor. Sinemaların iş yapıp yapmaması artık yapımcının sorunu olmaktan çıkıyor. Seyirci ise aynı filmi çok kısa bir süre sonra videoda izleyeceğini ilanlarda görünce sinemaya gitmiyor. Ayrıca özellikle yerli filmlerin mutlaka büyü ekran isteyen sinemaskop, dolby-stereo gibi sesli çekim, special effects gibi özellikleri de olmadığından seyirci yerli film seyretmek için sinemayı tercih etmiyor. Durum böyle olunca bu seneye kadar sadece yerli film göstermiş birçok sinema bile kesinlikle yerli film oynamamak kararı ile yabancı filme dönmüş oluyor.”

Majörler gösterim, dağıtım ve işletme tekelini kurmuştur. Korsan ve yasal olan videonun yaygınlık kazanması, Türk sinemasının gerekli çağdaş teknolojiyi izlemeyip finanse açısından tıkanma noktasına gelmiştir. Geleneksel yapımcıların (yani bir film için parayı koyan ve bulan kişilerin) daha kolay, risksiz ve kazançlı video alanına yönelmişlerdir. Uzun metrajlı film yapmaktan çekilmesi, sinema salonlarının büyük bir erozyona uğrayacak bir beş yıl öncesine göre yüzde 50’lik bir oranda azalması ve mevcut sinemaların ses, perde ve gösterim olanakları açısından yetersiz oluşu, krizin sınırlarını genişletip çözümlerini yerli sinemacıların içinden çıkması olanaksız bir düzeye getirmiştir. Alışılmış ilişkiler doğrultusunda film üreten Yeşilçam’ın tükeniş noktasına gelmesine zemin hazırladı.

Amerikan Dağıtım Şirketleri

Seksenli yılların sonlarındaki dev Amerikan şirketlerinin tekeli, önce loş salonlardan yitip giden seyirciyi bu salonlara döndürme eğiliminde oldu. Yeni, gösterişli ve genç kuşağın beğenilerine seslenen, gelişmiş teknolojinin tüm ögelerini barındıran Hollywood yapımları, böylesine bir tekniğe oldukça yabancı olan Türk sinema seyircisinde bir kımıldanışa, loş salonlara yönelişe neden oldu. Ardından sinema salonlarında bir devrim yaşanmaya başladı. Artık eskisi gibi devasa, ama bu filmlerin zamanda yaygınlık kazandı. Eski sinema salonlarından bazıları da bu yeni oluşuma salonlarını bölerek-parçalayarak-yenileyerek ayak uydurdu. Böylece koltuk sayısı açısından anılan, ama salon sayısı açısından çoğalan, izleyene farklı seçenekler sunan bir sinema salonu anlayışı sinema ortamına egemen oldu.

Bağımsız Sinemacılar Ortaya Çıkıyor

90’lı yılların başlarını Majörlerin ezici baskısı ve korkusu karşısında sinik ve üretimsiz geçiren Yeşilçam, sorunları rasyonel ve radikal bir biçimde çözeceği yerde, aksine çoğaltıcı, riski göze almayan, devletin ya da bir başka kaynaklarının finansesiyle kısa vadede geçiştirme politikası içine girdi. İyi düşünülüp tasarlanmış, geleceği olmayan vakıf gibi örgütlenmelerden medet umarak, dışarıdaki sermayenin yardım, sponsorluk ya da benzer şekillerde sinemaya kanalize olma düşüne kapıldı.

1994’ten itibaren ise, geleneksel Yeşilçamın usta-çırak ilişkilerinden yetişmeyen, klasik yapımcıya gereksinim duymayan, biçim ve içerik açısından daha önce yapılanlardan çok farklı ve ayrıksı olan projeleri, tüm riskleri göze almak gerçekleştiren bağımsız sinema ile uğraşanlar ortaya çıkmaya başladı.

Genç Türk Sinemacıları  da bilindiği gibi bir kriz sonucu ortaya çıkmışlardı. Genç Türk Sinemacılarının Bağımsız Sinema ile uğraşanlardan önemli farkı; onların Yeşilçam’ın içinde yetişip, Yeşilçam’ın bilinen yapım-gösterim-dağıtım oyuncularını kullanarak Yeşilçam’a alternatif olmalarıdır. Genç Türk Sinemacıların, günümüz sinemacılarından bir diğer farkı da, ortak bir türde buluşmaları, benzer konulara el alarak yurt dışına açılmaları gelmektedir.

Bağımsız Sinemacıların Ortak Olan-Olmayan Yanları

1994 ‘ten sonra film yaparak sinemaya geçen ve genel olarak Bağımsız Sinema ile uğraşanlar olarak tanımladığımız sinemacıların ortaya çıkmasına zemin hazırlayan nedenler aynı olsa da onları sinemaya taşıyan yollar-kaynaklar oldukça farklılıklar içermektedir.

Önce Bağımsız Sinema ile uğraşanlar ortak yanlarına değinelim.

Özellikler

  1. Bağımsız Sinema ile uğraşanlar, sinemamızda ilk kez toplu ve yoğun bir şekilde dışarıdan sermayeyi sinemamıza kanalize etmenin üstesinden geldiler.
  2. Ulusal sinemanın üretememe aşamasına geldiği bir kiriz ortamında, tüm riski göze alma cesaretini gösterdiler.
  3. Bir önceki dönemin yerleşik olan her bir şeyini yadsımasalar bile kullanmadılar Tecimsel ödün vermediler, oyuncu seçiminde kendi değer yargılarını büyük bir riski göze alarak kullandılar.
  4. Dağıtım ve gösterim olanaklarını kendi çıkarları doğrultusunda Majörlerle ters düşerek değil, onlarla uzlaşarak, ikna ederek gerçekleştirdiler.
  5. Kitlelerin beğenilerine oynamadılar kendi beğenilerini kitlelere kabul ettirmenin yolunu aradılar. Çoğu kez kitlelerle buluşamamalarına rağmen bu tavırlarından hiç ödün vermediler.
  6. Gösterişli, görkemli, kitlelere oynayan bir sinema anlayışı yerine minimalist, gösterişsiz, dar ya da küçük bütçeli, kadrolu, starlardan ya da bilinen oyunculardan çok, popüler ama sinema deneyimi olmayan yeni yüzleri tercih ettiler.
  7. Çoğunlukla bireysel, oldukça kişisel durum-konu-temaları ele alarak, kişilerin kendileri ve çevresiyle ödeşmelerini, iç dünyalarını. ya da bunların yansımalarını anlattılar.
  8. Sinemamızda ilk kez Bağımsız yönetmen-yapımcılarla sponsorluk kavramı oluştu.
  9. Yine Bağımsız yönetmen-yapımcılarla sinemamızda şimdiye dek bilinip olanaksızlıklar nedeniyle üstesinden gelinmeyen pazarlama yöntemleri geliştirildi.

Günümüz Bağımsız Sinema ile uğraşanlar birkaç grupta değerlendirmek olası.

Gruplar

  1. İlk grupta yer alanlar, sinemanın dışındaki sermayeyi sinemaya kanalize etme yerine, kendi sermayelerini güvenerek yalnızca tecimsel amaçlı, biraz da hobi doğrultusunda sinema yapmak istediler.
  2. Bir diğer grup ise reklam sektöründen sinemaya büyük bir sermaye ile iniş yaptı. Adeta sinemanın dışında bir başka sektörün içinde bir sinema sektörü oluşturdu.
  3. Birçok kesime göre gerçek bağımsızlar, Okullu alaylı yönetmenler, kendi olanaklarını ve becerilerini ortaya koyarak oldukça kişisel olarak tanımlayacağımız minimalist bir sinema yaparak, ödünsüz, öykünmesiz, özgün ve özgür bir dili-anlayışı gerçekleştirdiler.
  4. Yeşilçam’ın bilinen geleneğini sürdürenler.
  5. Belirli ideoloji, emik grup ya da inanca yönelik sinema yapan safını baştan belirlemiş bağımsızlar.
  6. Popüler olmanın dışında sinemanın dışındaki herhangi bir alanda star olan ve bu starlığını kullanarak güçlü sermaye gruplarını harekete geçirip film yapmaya soyunan bağımsızlar.

Bağımsız Sinema ile Uğraşanlarla Nereye Kadar?

Bu tür özellikleri içeren bir kuşak ve sinema anlayışı ile güçlü bir sinema sektörünün temeli atılıp, eskisi gibi kitleleri sinemayla buluşturmak mümkün olur mu? Ya da bu tür ve çoğunlukla da kişisel çalışma ve değişik ve oynak finanse olanaklarına sahip bir sinema ile nereye kadar gidilir? Kreatif ama konfeksiyona yönelik olmayan böylesine bir anlayışla bir sinema sektörünün uzun vadeli, kalıcı temelleri atılabilir mi?

Bu ve buna benzer soruları daha da çoğaltabiliriz. Yanıtlarını vermek için ise, henüz çok erken…

Oğuz Adanır

Yaklaşık Otuz yıldan bu yana Türkiye’de bağımsız sinema ile uğraşanlar diye bir deyim dergilerin ısrarcı tutumları aracılığıyla bugünlere kadar sürdürülmüş görünmektedir. Bağımsız sinemadan söz edebilmek için önce egemen sinemanın açıklamasını yapmak gerekmez mi? Türkiye’de egemen olan bir yerli sinema var mıdır? Egemen sinema denilen şey Amerikan sinemasıysa o zaman neden bağımsızlar gidip Amerika’da film çekmiyorlar gibi abuk bir soru sorabiliriz! Çünkü onun alternatifi olmak isteyen bir bağımsız sinema önce Amerikan seyircisi için film üretmek zorunda değil midir?

Konuyu bu şekilde ele aldığımızda görüldüğü gibi, işin içinden çıkmak imkansız gelmektedir. Türkiye’de son otuz yıldan bu yana sinema alanında bir kaostan söz etmek bana daha doğru görünmektedir. Bu kaos daha büyük bir kaosun küçük bir yansıması gibidir.

Tül Akbal Süalp

Türkiye ‘de son yıllarda yapılmakta olan bazı filmler için kullanılan bir tanımlama, bağımsız sinema ya da bağımsız film yapımı kavramını yeniden dolanıma soktu. Bu durum, kendi mitlerini yaratmış kavrama bir daha bakmayı da gerekli kılıyor. Bağımsızlık tanımı en kaba hatları ve en basitleştirilmiş anlamıyla, hakim olan üretim biçimine, ana üretim ağlarına az çok bir kendinde bilinçle karşı durarak ya da onların dışında kalmaya çalışılarak üretmek, faaliyetlerini bu ilişkiler ağının dışında gerçekleştirmek anlamına gelir.

Böylece bağımsızlık kavramının bazı pratikleri kast emekte olduğunu söyleyebiliriz. Bunlardan ilki, farklı, karşıt ya da muhalif bir üretim sürecini kastediyor olmasıdır. Bu üretim süreci mesela, geleneksel olarak oluşmuş iş bölünmelerinin ve hiyerarşilerin dışında durur; hatta durmayı tercih eder, amaçlar. Bağımsızlık derken farklı estetikleri imge, anlatım, yapılanış, anlama dikkat çekme çabası, inşası gibi dozerlerde gerçekleşen denemeleri de kastediyor olabiliriz. Böylece basit bir göster ve anlat geleneğinden, doğrusal anlatılardan, bu anlatım biçimleriyle oluşmuş geleneklerden kopuşu hatta. karşı duruşu da bağımsızlık olarak tanımlanan, yani, geleneksel, şablon, aşina anlatılardan bağımsız olarak gelişen farklı anlatım arayışlarını gördüğümüzde de bağımsız bir sinemadan söz edebiliriz.

Engin Ayça

Türk Sinemasındaki son evre oluşumları irdelemek ve değerlendirmek için, ilkin öncesinde bir göz atmak gerekir. Her oluşum bir çerçevenin, bir çevrenin, bir tarihsel sürecin, bir bütünün parçasıdır, bir evresidir. O bütüne, o kapsama göre bir tanım, bir anlam taşır. Nedir o bütün? O bütün, yüzyıllık bir Türk Sinema tarihidir. Türk Sinema tarihi, toplumun geçirdiği siyasal, kültürel, toplumsal vb… gelişmeler göz ardı edilecek incelenemez ve anlaşılamaz. Kimilerinin Hollywood filmlerinin kötü taklitlerinin çekildiği kimliksiz ve kişiliksiz bir sinema ortamında, sınırlı sayıdaki yönetmenin, sınırlı sayıda filmlerine de indirgenemez.

Türk Sineması üç bini aşkın filmiyle ve her tür ürünüyle, bir bütün olarak kimlikli, kişilikli bir sinemadır. Türk toplumunun genel yapısına uyan bir sinemadır. Türk Sinema tarihini ya da Türkiye’de sinemanın tarihini seyirci yapısını göz ardı ederek ve irdelemeden anlamak, tanımlamak da olası değildir. Hatta öncelikli olarak yola seyircilerden başlayarak çıkmak belki daha da doğrudur.

Bu yazı Antrakt Dergisi’nin “Türk Sinemasında Yeni Bir Dönem, Bağımsız Sinema” başlıklı yazısından alınmıştır.

Bu yazımızdan keyif aldıysan SinePlus Akademi yeni dönem Film Analizi Kurslarına katılabilir, filmleri izlemenin ötesine geçip onları okuyabilirsin.

Bilgi ve Kayıt için: Tıkla…

Etiketler:


sineplus

BURASI MUTLU YÜZLER AKADEMİSİ; EN İYİSİNİ YAPANLAR MERKEZİ...

Bir cevap yazın

Fulya Mah. Ortaklar Cad. Güneş Apt. No:12 D:7 Mecidiyeköy
0212 920 00 66 | 0532 542 08 75 | info@sineplusakademi.com

Sitemizde 128 bit güvenlik ve iyzico altyapısıyla güvenle alışveriş yapabilirsiniz.
Her Hakkı Saklıdır © 2018 - SinePlus Prodüksiyon ve Eğitim Hizm. Tic. Ltd. Şti.-Sevgi ve Gözyaşıyla Üretildi.