0212 920 00 66 | 0507 089 85 84 | info@sineplusakademi.com
Logo small

SinePlus Akademi Blog

Bilgi Deposu

Belgesel Nedir?

Belgesel nedir diye sorduğumuzda öncelikle bir anlatım türü olarak belgesel gerek televizyonda gerekse sinemada her zaman “gerçeğe en benzer” olduğu iddiasıyla başlamak gerekir. “Gerçek olan ve olmayan” ayırımı ya da “gerçeğin yeniden inşası” (reconstruct) belgesele ilişkin yaklaşımların “gerçek anlayışlarına” yansımıştır. Belgesel yapımcıları var olan gerçeği tarafsız ve doğru olarak ele alıp, işlediklerini ileri sürmektedirler. Oysa “var olan gerçek” tanımlamasının kendisi bile görecelidir.

Farklı kültürlerde, tarihsel ve toplumsal dönem uğraklarında farklı gerçeklik tanımlamaları vardır. İzleyici içinde yaşadığı toplumun kültürel kodları aracılığıyla anlatı türlerindeki “gerçeğe benzerliği” okur ve anlamlandırır. Yaşanılan toplumsal – tarihsel dönemin ilişkileri ve “gerçeklik” tanımları anlatı türünün yapısını ve yapımcının dünyaya, olaylara ve kişilere bakış açısını etkiler. Gerçek olayları, kişileri ve mekanları ele aldığı iddiasında olan belgesel en yaygın tanımı ile belgesel nedir dediğimizde; belgelere dayanan, nesnel bir sunumu olan programdır diyebiliriz. Belgeler ise yapımcıyı belirleyen ve onun tarafından belirlenen toplumun gerçek olarak kabul edilen malzemelerdir. Bir kişi ya da bir olay üzerine olabilir bu belgeler.

Belgesel nedir konusunda sinematografik anlatım tarzı olarak “belgesel” terimini ilk kez John Grierson, Flaherty’nin Moana (1926) adlı yapımını izledikten sonra kullanmıştır. Moana, Polinezya’lı bir gencin ve ailesinin gün, delik hayatlarındaki olayların görsel anlatımı olarak belgesel değere sahiptir. 1920’lerden bu yana tanımı ve içeriği hatta izleyiciye ulaştığı iletişim aracı değişerek gelişen belgesel türü için Peter Weis’in yaptığı tanımlama yerindedir. “Belgesel, gerçeği öykünün yörüngesinde değil, gerçekliğin kendi dramatik gerilimi içinde aktararak izleyicisinin gerçek dünyaya yeni bir gözle bakmasını sağlar.”

John Grierson ise belgeseli öncelikle gerçeğin yaratıcı bir biçimde yorumlanması olarak belgesel nedir sorusunu tanımlamıştır. İngiliz Belgesel Okulunun kurucularından Grierson’un belgesele yaklaşımı, iletişim araçlarının özellikle de sinemanın izler kitleler üzerinde güçlü etkileri olduğu yolundaki bakış açısının bir uzantısıdır. Kamunun eğitilmesi ve bilgilendirilmesinde belgesel türünün önemini vurgulayan Grierson için bu anlatım biçimi demokrasi geleneğini güçlendirisi ve kamuoyunu aydınlatacak bir enformasyon aracıdır.

Kitle İletişim Araçlarının Rolü

Kendini dünyanın gidişatından endişe duyan bir toplum bilimciye benzeten Grierson, problemlerin çözümü ve bu çözüm için toplumsal katılım ile desteğin sağlanmasında “belgesel” adını verdiği yeni sinematografik anlatım biçiminden yararlanmıştır. Grierson’un güçlü bir kitle iletişim aracı olarak sinemaya duyduğu inanca Lippmann’ın kamuoyu üzerine yaptığı çalışmalar kaynaklık etmiştir. Lippmann’a göre kamuoyunun oluşumunda kitle iletişim araçları son derece etkili bir rol oynamaktadır. İnsanlar davranışlarını gerçek dünya hakkındaki bilgileri temel alarak değil, iletişim araçlarından aktarılan “sözde” bilgilere dayanarak düzenlemekteydiler. Lippmann bu noktada gerçek dünya ile iletişim araçlarının yansıttıkları dünya arasındaki ayırımı ve iletişim araçlarının seçiciliğini ortaya koymuştur.

Lippmann klasik demokrasinin temelinde her konuda bilgi sahibi yurttaşın yatmasının altını çizerek, kamuoyunun bilgilendirilmesinin önemini belirtmiştir. Lippmann’ın yanı sıra 1. Dünya Savaşında propaganda amacıyla iletişim araçlarının kullanımını inceleyen Lasswell’in yaptığı çalışmalar, gelişen reklamcılık ve Payne Found araştırmaları, kitle iletişim araçlarının bireylerin tutum ve kanaatlerini değiştirmede “güçlü” etkileri olduğu yolundaki dönemin egemen söylemini destekleyip, pekiştirmiştir. İngiliz Belgesel Okulunun yapımlarının da kamu kurumlarınca finans edilmesinin altında İngiliz Hükümetinin, sinemanın kitleleri eğitebileceği ve ulusal bir atmosfer yaratılabileceğine duyduğu inanç yatmaktaydı. Üstelik bu anlatım türü ile modern toplumun sorunlarına ve insanların gündelik hayatlarına müdahale etme fırsatı doğmuş oluyordu.

Belgesel Nedir?

Kısacası belgesel nedir sorusuna, kamuoyunu eğitmek ve bilgilendirmek için, farklı toplumsal yaşam biçimlerini-kültürlerini tanıtacak, aynı zamanda yaşanılan sosyal-tarihsel dönemin sorunlarını da ele alacak bir anlatım aracı olduğunu söyleyebiliriz. Roy Armes’in deyişiyle de “sokaktaki adama gerçek konumu içinde gerçek yaşamını oynatacak” bir anlatım aracı diyebiliriz. Belgesellerde yapımcılar her ne kadar gerçek olanı yapımlarında aktardıklarını ileri sürseler de belgesel türü içindeki farklı yaklaşımların da olduğu göz önüne alınarak bu iddiayı değerlendirmek gerek. Roy Armes sinemada gerçekliğe bakış açısını üç grupta sınıflandırmıştır. Gerçekliğin örtüsünün kaldırıldığını savunan birinci yaklaşımda insanlar, nesneler ve insani tecrübeler kameranın önünde estetize edilerek açıklanır. İkinci yaklaşımda ise hayatın taklit edilmesi yoluna gidilir. Bu taklit (mimesis) beraberinde öykülemeyi getirir. Üçüncü gelenek ise gerçekliğin yüzeysel olarak iletilmesi yerine, gerçekliğin altında yatanın aranması ve sorgulanmasıdır.

Belgesel Türleri

Belgesel kendi içinde alt-türlere ayrılabilir. Genel olarak bu alt türleri şu şekilde sıralayabiliriz: Doğa belgeselleri, sanat belgeselleri, bilimsel belgeseller, etnografik belgeseller…

Etnografik yaklaşımın temsilcisi Flaherty ilk çalışması ile belgesel yaklaşımının temel ilkelerini ortaya koymuştur. Nanook of the North’da (1922) Eskimoların hayatını onlarla beraber yaşamış ve öyküyü hayatın akışı içinde yakalamaya çalışmıştır. Bunu gerçekleştirmek için de kamerasını “tespit edici” araç olarak kullanmıştır. Flaherty’in belgesel sinemada önemi, insan ve mekan arasında kurulan ilişkiyi görebilmesi ve bu ilişkiyi filmlerinde yeniden kurmasıdır. Flaherty yazılı bir senaryo kullanmamasının yanı sıra en az iki yıl süren yapımları ile Hollywood sinemasına alternatif bir anlatım biçiminin de temelini atmıştır. Amres, Flaherty’in yapımlarında çeşitli insanlık durumlarının anında ve mekanında “tespit edilmesine” rağmen, bu yapımların zamanının toplumsal ve politik gerçeklerinden uzak olduğu eleştirisini yöneltmiştir. Gerçekçi malzemeyi Eisenstein ve Pudovkin’in montaj tekniğiyle dramatize eden, Vertov’un “kino-göz” yaklaşımından etkilenen, Flaherty’nin etnografik romantizminden yararlanan İngiliz Belgesel Okulu ise kamu kurumlarının parasal desteği ile 1930’lu yılların başında kendi belgesel anlayışını geliştirmiştir.

Belgesel Nasıl Çekilir?

Hem belgeseller hem de docu-dramalar gerçek olan bir konudan yola çıkarak, belli bir mesajı izleyiciye iletmek amacı taşırlar. Bu anlatım aracından yararlanan yapımcı ve yönetmenler izler kitlenin yapımda işlenen konuya karşılık vermesini sağlamaya çalışırlar.

Belgesel yapımcısı haber programcısından farklı olarak gerçeğin sadece “ne” olduğunu değil, aynı zamanda “neden” olduğunu da açıklamaya çalışır. Aynı zamanda bu nedenlerin altında yatan faktörleri birer birer tüm boyutları ile irdelemeye çalışır. Bu noktada belgesel yapımcısının araştırmacı yönünün önemi ortaya çıkar. Yapımcıyı araştırma evresinde sınırlayan etkenlerin başında bütçe gelir. Fakat Willis ve d’Arienzo’nun da belirttiği gibi bütçe ne kadar kısıtlı tutulmuş olursa olsun yapımcı yetersiz yapılmış bir araştırmanın sorumluluğundan kurtulamaz. Araştırma evresinde yapımcılar, konularına kendi bakış açılarını geliştirmeye yetecek kadar girmelidirler. Yapıma temelini oluşturacak malzemeler aracılığıyla gerçek, yapımcının bakış açısından ve malzeme tercihlerinin sonucunda yeniden inşa edilir.

Türkiye’de Belgesel

Kamuoyunu bilgilendirme ve motive etme amacı taşıyan belgesel türü Türkiye’de de benzeri bir gelişim göstermiştir. 14 Kasım 1914’de Fuat Uzkınay’ın 300 metrelik Ayastefanos Rus Anıtının Yıkılışı kaynaklara ilk belgeselimiz olarak geçmiştir. 1915 yılında Merkez Ordu Sinema Dairesi kurulmuştur. Cumhuriyet döneminde Ordu Foto Film Merkezi adını alan bu kuruluş ile Basın Yayın Turizm Genel Müdürlüğünün maddi destekleri ile belgesel çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Özellikle İstanbul Üniversitesi Film Merkezi (1956)’nin Anadolu tarihini görüntülemek amacıyla başlattığı proje Türk belgesel yaklaşımının gelişmesine yardımcı olmuştur. Bazı özel kuruluşlarda yine Anadolu uygarlıkları ve kültürlerini tanıtan belgesel projelerinin finansörü olmuşlardır.

Türkiye Radyo Televizyon Kurumu’nun televizyon yayınlarına başlaması, dışarıda olduğu gibi televizyon belgeselciliği ve yapımcılığına yeni bir soluk kazandırmıştır. Belgesel yapımcıları, bu araçla daha geniş izleyici kitlesine ulaşma ve daha geniş bütçelerle çalışma imkanına kavuşmuşlardır. TRT televizyonunun Belgesel Dairesi bu türün ve yapımcılığın gelişmesini sağlarken, paralel olarak özellikle kültür-sanat ağırlıklı belgesellerin uluslararası pazarda dolaşımını sağlamıştır. Uluslararası program pazarı göz önüne alınarak hazırlanan TRT belgesellerinde, dış tanıtım ve prestij amacı ön planda tutulmaktadır.

Günümüzde Belgeseller

Günümüzde az tanınan ya da şimdiye kadar işlenmemiş tarihsel, toplumsal, kültürel değerlerin ve yaşam biçimlerinin kayıtlanması ve yorumlanması olarak değerlendirilen belgeseller, özellikle üretildikleri toplumun dışında ilgi görmektedirler. İzleyici, farklı toplumların kültürel değerlerini ve somut sosyal pratiklerini izlemeyi tercih etmektedir. Televizyon belgesellerine ilginin gittikçe artan varlığı iletişimcilerin ve kültür sosyologlarının dikkatini çeken bir gerçektir. Artan bu ilginin yapımcılar da farkındadır. Yapımcılar, kamuoyunu bilgilendirmeye devam ederken, yapımların bu işlevini estetize edilmiş bir anlatım şekliyle destekleme yoluna gitmişlerdir.

Yerli belgesel yapımlarımız belgeselin hangi alt türlerinde sınıflandırılırlarsa sınıflandırılsınlar, Türk toplumunun kültürel değerlerini, hayat pratiğini, insan ilişkilerini ele almaktadırlar. Genç bir belgeselci olan John Read’in belgesel üzerine düşündüklerini aktarmak, bu konuda zihinleri aydınlatıcı olabilir:

“Kişi hangi nedenlerle sanat ve sanatçılar üzerine film yapıyor ise başkası da aynı nedenlerle gemi ve gemi yapımcıları üzerine film yapabilir.”

Belgesel yapımcısı isterse toplumun bir pratiğini, nesnesini, yöresini, kişisini ya da bir durumu konu edinsin, amacı daima “gerçek” olarak gördüğüne kameranın merceklerini nasıl açıyorsa; izleyicilerin de yaptığı gerçek tanımına “gözlerini açmasını” sağlamaya çalışmaktır.

Bu yazı F. Mutlu Binark’ın “G.Ü. basın – Yayın Yüksek okulu Dergisi” 11. sayısındaki makalesinden alınmıştır.

Bu yazımızdan keyif aldıysan SinePlus Akademi yeni dönem Film Yapım ve Yönetmenlik Kurslarına katılabilir, belgesel çekmenin inceliklerini öğrenebilir, iyi belgesel çekmek için kendini geliştirebilirsin.

Bilgi ve Kayıt için: Tıkla…

Etiketler:, , ,

sineplus

BURASI MUTLU YÜZLER AKADEMİSİ; EN İYİSİNİ YAPANLAR MERKEZİ...

Yorum Yaz

Yorum yazabilmek için girişyapmalısın
Logo Alt

Fulya Mh. Ortaklar Cd. No:12 D:7-9 Mecidiyeköy
0212 920 00 66 | 05070898584 | info@sineplusakademi.com
Harita, Ulaşım Bilgileri için Tıklayın

Visa-MasterCard